<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9" ?> 
  <rss version='2.0' xmlns:content='http://purl.org/rss/1.0/modules/content/' xmlns:wfw='http://wellformedweb.org/CommentAPI/' xmlns:dc='http://purl.org/dc/elements/1.1/' xmlns:atom='http://www.w3.org/2005/Atom'>
    <channel>
      <title>Şehidim.Com - Şehit, Şehitlik, Şehit Aileleri, Şehit Hakları, Asker, Polis, Gazi, Terör. Yeni Makaleler</title>
      <link>http://www.sehidim.com/</link>
      <docs>http://blogs.law.harvard.edu/tech/rss</docs>
      <atom:link href='http://www.sehidim.com/rss/rss_a.php' rel='self' type='application/rss+xml' />
      <generator>Self-created application</generator>
      <description>Şehidim.Com - Şehit, Şehitlik, Şehit Aileleri, Şehit Hakları, Asker, Polis, Gazi, Terör</description>
      <copyright>wWw.X-iWeb.Ru</copyright>
      <language>ru-ru</language>
      <item>
        <title>Susmak İsterdim Sadece Susmak</title>
        <link>http://www.sehidim.com/readarticle.php?article_id=32</link>
        <guid>http://www.sehidim.com/readarticle.php?article_id=32</guid>
        <description><![CDATA[&lt;img src='http://img27.imageshack.us/img27/7778/clipimage002lm.jpg' style='margin:5px' align='left' /&gt;Artık susmak isterdim sevgili dostlar. Her geçen gün Ülkemin her şehrinde kalkıyor şehit cenazeleri. Şehidimizin yukarıdaki resmini,  cenazesinde yakalarına takanların, o gözlerdeki kararlığı anlamalarını isterdim, ama nerede. O gözler elini ayağını terörle mücadeleden çekmişlere neler söylemek isterdi neler, neler&amp;#8230;

Allah&amp;#8217;ım, seni unutacak kadar zavallılaşan, beyhude heveslerin peşinden gittiği için kul tanımaz, rap bilmeyenlerden sana sığınıyorum. Milletimizin üzerine serpilen ölü toprağının ne zaman kalkacağını artık bilmek istiyorum. Bu kadar gaflet ve dalalet içinde olanların yaptığı kötülüklerin artık bitmesini istiyorum.

Artık susmak isterdim sadece susmak. Benliğimde kırk yıllık, ruhumun derinliklerinde bin yıllık bir davanın kutlu temsilcileri olarak biz Türkler, gecelerimizi gündüzlerimizi yürek yakarak geçirmekteyiz. Ne zaman biter bu ateş belli ki, bilinmez. Ne zaman son tetik düşecek bu kanlı silahların namlularından. 

Her şehidimin ardından &amp;#8220;Şehitler Ölmez, Vatan Bölünmez&amp;#8221; diye haykırıyorum haykırmasına da, vatanın bölünmezliğini bilen, onlarca koruma ile dolaşan devlet büyükleri neden bu işe bir dur demiyorlar. 

Bak yine gitti bir oğul, vatan sağ olsun diyen babanın ellerinden. Şimşek gözlü mehmet düşerken toprağa, kanı kuruyor şimdi zalim gabar  dağının eteklerinde. Analar ağlamasın diye siyasi söylem getirenler son kırk beş günde, yirmi üç şehit verdiğimizi biliyorlar mı acaba? Şimdi ruhumun derinliklerinden gelen bütün söyleyeceklerime çizgi çekerek, susmak isterdim sadece susmak&amp;#8230;

Biz tarihten neden dersler çıkartamıyoruz. Büyük Selçuklu Devleti&amp;#8217;nin yıkılmasının en önemli sebeplerinden biri, oğuz ve Türk boylarının Selçuklu Devleti&amp;#8217;ne küstürülmesidir. Devletimizin omurgasını oluşturan ne kadar kurum, kuruluş ve kişi varsa gizli eller tarafından devletimize küstürülüyor. 

Artık susmak isterdim sadece susmak. Herkes deniz zannettiği yerlerde balık tutmanın hevesindeyken, gördüğü denizler deniz değil artık kan gölleri oldular. Balık diye tuttukları şeyler aslında birer şeytan. Bir aldatmacadır gidiyor bu topraklarda. Neye dokunsak altındaki sahteliklerin kalleşliğiyle yok oluyoruz. 

Şimdilerde her şehit cenazesinin safında mahremiyet ve sessizlik yerini öfkeye terk ediyor. Allah için açılan ellerdeki duaların yerini, beddualar alıyor. Yasin-i şerif okuyan diller kalmadı bu kalabalıklarda. Aynı şehrin milletvekilleri katılamaz oldu şehitlerimizin cenazelerine. 

Artık susmak isterdim sadece susmak. Ancak susmadan öncede herkes şunu bilmelidir ki, bir gün gelir, her şeyin hesabı sorulur güzel Ülkemde. Her hesabın bir tersi, her zulmün bir süresi vardır. Bu topraklar üzerinde çakalların bir hükmü varsa, bir de aslanların töresi vardır. İşte o töre geldiği gün yani düşer bir gün, zalime düşen fırsat gün gelir mazluma da düşer bir gün&amp;#8230;

Gittin askerim. Hakkını helal et, şanlı şehidim&amp;#8230;

Gittin şanlı mehmedim
Giderken yasladığın başından 
Terin kaldı omzumun bir köşesinde
Kokun kaldı yüreğimin en derinliklerinde

Gittin şanlı şehidim
Vatan sağ olsun diyen nöbet yerinden
Kanın düştü şimdi kulübenin duvarlarına
Can verdiğin bayrağının altına

Gittin yürek yaralı oğlum
Ben şimdi nişanlına ne diyeceğim
Kimin gözlerine bakıp avunacağım
Kimin arkasından bakıp yiğidim diyeceğim

Gittin peygamberimin askeri
Al yıldızlı bayrağımla cennet katına
Dualarla uğurlandığım tabutunda
Emanet kalacak al yıldızlı bayrağımda

YAZAR : KARAHAN
www.cumayazilari.com
]]></description>
        <pubDate>Tue, 13 Jul 2010 21:42:49 +0200</pubDate>
        <category>Köşe Yazıları</category>
      </item>
      <item>
        <title>Çanakkale Geçilmez</title>
        <link>http://www.sehidim.com/readarticle.php?article_id=31</link>
        <guid>http://www.sehidim.com/readarticle.php?article_id=31</guid>
        <description><![CDATA[&lt;img src='http://img27.imageshack.us/img27/7778/clipimage002lm.jpg' style='margin:5px' align='left' /&gt;

Çanakkale Geçilmez


Çanakkale, Çanakkale işte Türk'ün atası Gazi Mustafa Kemal'in dünya'da eşi benzeri görülmemiş kahramanlık mücadelesinin yazıldığı yer&amp;#8230;

Çanakkale'yi ziyarete gittiğinizde, önünüze gelen ilk büyük anıtta şu sözler yazılıdır.

DUR YOLCU
Dur yolcu, bilmeden gelip bastığın
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda,
Gördüğün bu tümsek Anadolu'nda
İstiklal yolunda, namus uğrunda
Can veren mehmed'in yattığı yerdir..
N.Halil ONAN

Çanakkale, tarihe not düşen orduların, yer yüzendeki Türklerin son atası  Mustafa Kemal'in destan yazdığı topraklardır.
1071 Yılından  bu güne kadar, vatan topraklarını korumak için canını gözünü  kırpmadan feda eden Türk Milleti, Çanakkale Destanını yazmaya işte böyle hazırlanıyordu. Analar oğullarının ellerine kınalar yakarak gönderiyorlardı. O analar biliyorlardı ki, oğulları bir daha geri gelmeyecekti. İki yüz elli üç bin Mehmetçik Allah, Allah sesleriyle, düşerken birer, birer toprağa, Anadolu kadını erzak yetiştirmek için var güçleriyle çalışıyordu.
İtilaf devletleri o şartlarda ellerindeki en büyük savaş gemilerini Çanakkale Boğazı'ndan geçirmenin hesaplarını yaparken, 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal  ordularının savaş stratejisini çoktan belirlemişti.
Düşman güçleri, boğazın deniz yolu ile geçilemeyeceğini anlayıp, tarihi Çanakkale Kara Savaşlarına hazırlanıyordu. Bir sabah itilaf devletleri var güçleriyle, Koça çimen ve Conkbayır'a saldırlar..
Kahraman Mehmetçiklerin cephaneleri tükenmek üzereydi. Büyük çarpışmalara şahitlik eden Conkbayır'ı tepesinden, gözleri şimşek gibi çakan bir komutan seslendi&amp;#8230;

1071 Süngü Tak

Ve Ardından

1072 Ben size taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar geçebilir. 

Dedikten sonra, Dünya tarihinin en kanlı süngü savaşı başlamış oldu. Siperler arası uzaklık neredeyse on metrenin altındaydı. Şehit düşen Mehmetçiğin ardından yenisi o sipere ölürcesine gelip çarpışıyordu.  Düşman askerlerinin mermileri, Türk siperlerinin içine adeta yağmur gibi yağıyordu...
İşte böyle bir destanla yazıldı Çanakkale. Çanakkale Savaşının unutulmaz kahramanı Mustafa Kemal 1916 Yılında Anafartalar Grup Komutanı oldu. İleride başlatacağı ulusal kurtuluş savaşımızın  ayak seslerini tüm Dünya'ya duyurdu...
Yine bu tarihi destanda, Türk ordusunun güzide alaylarından biri olan 57. Alay, Anzaklar ile son eri şehit olana kadar mücadele etmiştir. Tüm askerler  şehit olduktan sonra Alay'ın sancağının Anzakların eline geçtiğini hepimiz biliriz.  
Bugün Avustralya'nın Melborn kentinde yer alan askeri müzede sergilenen 57. Alay'ın sancağının altında ise şu not yer alıyor:
Bu alay sancağı, Gelibolu savaş alanından getirilmiştir ama esir edilememiştir. Çünkü Türk ordusunun milli geleneklerine göre bir alayın sancağı, alayın son eri ölmeden teslim edilemez. Bu sancak, sonuncu muhafızın da altında ölü olarak yattığı bir ağacın dalına asılı olarak bulunmuştur. Kahramanlık timsali olarak karşınızda bulunan bu   Türk Alay sancağını selamlamadan  geçmeyiniz.

Bağımsızlığımızı korumak için seksen beş yıl önce yazılan bu destan, Cumhuriyet ve Bağımsızlığımızı sürdürmek için, yeri geldiğinde Türk Ordusu tarafından yine yazılacaktır.

Tüm içeride ve dışarıdaki Türkiye düşmanlarına duyurulur...

Nice Zaferlere, Nice Destanlara Şanlı Türk Ordusu...

Yazar : KARAHAN
]]></description>
        <pubDate>Mon, 14 Jun 2010 11:30:36 +0200</pubDate>
        <category>Köşe Yazıları</category>
      </item>
      <item>
        <title>LAF, LAF, LAF!..</title>
        <link>http://www.sehidim.com/readarticle.php?article_id=30</link>
        <guid>http://www.sehidim.com/readarticle.php?article_id=30</guid>
        <description><![CDATA[&lt;img src='images/articles/tulayhergunlu.jpg' style='margin:5px' align='left' /&gt;LAF, LAF, LAF!..

Bölücü Terör Örgütü bu kez İskenderun Deniz İkmal Komutanlığı'na roketli saldırı düzenledi.  Sonuç; 6 şehit, 7 yaralı!
Gitti yine 6 kınalı kuzu! 
Henüz 20'li yaşlarda gencecik fidanlarımızı kara toprağa hediye ettik! 
Bitti denilen terör 2002 yılından itibaren yeniden Türkiye'nin başına belâ edildi&amp;#8230; 
Hergün 3-5 şehit vermeye devam ediyoruz! Eskiden gazete manşetlerine taşınan şehit haberleri şimdi küçük birer haber olarak veriliyor. Hatay olayı ise İsrail'in yardım gemisine saldırısının gölgesinde kaldı&amp;#8230; Televizyon kanalları neredeyse 24 saat canlı yayın yaptı. Oysa bizim yangımız Gazze'de değil ki! 
Bizim yangınımız içimizde! Kendi topraklarımızda! 
İsrail bir haydut devlettir! Buna kimsenin bir itirazı olamaz. Gazze'de ki insanlık dramına elbette Türkiye seyirci kalamaz. Ancak bu tarzda bir sivil (!) girişimin getireceği sonuçlar başlangıçtan beri kendisini hissettirmişti. İsrail ''gelmeyin!'' dedikçe İHH ve beraberindekiler '' geleceğiz!'' dediler. Hükümet ise ''gitmeyin'' demedi&amp;#8230;Ve sonunda olan oldu&amp;#8230;
Kaç kişi öldü bilmiyoruz&amp;#8230; 
Mademki bir yardım konvoyu hazırlanacaktı neden uluslar arası yardım kuruluşlarıyla, Kızılhaç ya da Kızılay ile birlikte hareket edilmedi?  Bir Sivil Toplum Kuruluşu'na ait geminin dört bir yanını Türk Bayrakları ile donatmak sivil bir hareket midir yoksa siyasi bir hareket midir? Bu geminin içindeki insanların hayatını tehlikeye atmaya kimin hakkı var? Peki ya o 1,5 yaşındaki bebeği ile yolca çıkan anneye ne demeli? Macera mı yoksa şöhret peşinde koşmak mı?
Medeni dünyanın gözleri önünde meydana gelen insanlık dışı muameleler bir tek Gazze' de mi var? Bosna'da, Felluce &amp;#8216;de, Karabağ'da Hocalı'da yaşanan katliamlar ve Çin'in Uygur Türkleri'ne uyguladığı soy kırıma neden böyle bir tepki gösterilmiyor? Burada öldürülenler Türk ve Müslüman değil miydi? 
Türkiye'nin dört bir yanında yürüyen halka baktınız mı? İran'da yürüyenlerle bir farkı var mıydı? Hepsi de muhafazakâr kesime ait vatandaşlarımızdı&amp;#8230; Peki o pankartlar ne zaman hazırlandı?  Binlerce kadın, çocuk ne zaman toparlandı? Ya o kıyafetler neydi öyle? Sarıklılar, kara çarşaflılar, sakallılar, şalvarlılar, Arapça pankartlılar&amp;#8230; Peki ya açılan bayraklar? Kaç tane Türk Bayrağı vardı sayabildiniz mi? Açılan yeşil ''cihat'' bayrakları, başlara sarılan yeşil bantlar, ''Osmanlı tokadını yiyeceksiniz!..'' ya da ''Müslüman devlet kazanacak!..'' afişleri&amp;#8230; Size bir şeyler çağrıştırmıyor mu?
Yürüyenlerin ellerinde 6 askerimizin şehit olmasını kınayan bir afiş gördünüz mü? 
Bu kimin savaşı?  Hamas'ın mı? El Kaide'nin mi? Filistin'in mi? Türkiye'nin mi? 
Yoksa arka planda yine bir ABD-İsrail Oyunu mu gizli? 
Peki, bu yılın ilk beş ayında (ağırlık nisan ve mayıs ayın da);
Asker: 35 şehit, 47 yaralı, Korucu: 3 şehit, 10 yaralı, Vatandaş: 2 şehit, 6 yaralı olmak üzere toplamda:  40 şehit verdik,  63 de yaralımız var!
Gazze için yürüyen muhafazakâr kesim neden 40 şehit için de yürümüyor? 
Neden binlerce vatandaş İmralı'nın önünde toplanmıyor? Ya da örgüte yardım ve yataklık yapan ülkeler, başta ABD olmak üzere, herkesçe biliniyor. Neden bu ülkelerin elçilik binalarının önünde toplanılmıyor?
Çünkü oyun belli, plan belli&amp;#8230;
Türkiye Ortadoğu'da hâkim bir İslam ülkesi olma yoluna itiliyor&amp;#8230; Yeni bir Osmanlıcılık oluşturuluyor. Türkiye Cumhuriyeti hızla Atatürk İlke ve İnkılâpları'ndan dolayısıyla da Cumhuriyet rejiminden uzaklaştırılıyor&amp;#8230; 
*
İsrail'in kara tarihinde yeni bir kara leke olarak yer alan bu insanlığa saldırı sonucunda medeni dünyanın yaptığı açıklamalara bakınız; Hepsi de suya sabuna dokunmayan açıklamalar, cılız kınamalar&amp;#8230; Hamasi söylemler&amp;#8230; ABD ise üzüntülerini bildirmiş!..
Ya iktidarın açıklamaları? Evlere şenlik&amp;#8230;
Laf, laf,laf!...
Etkili bir siyaset izlenemiyor. İsrail'e kalıcı yaptırımlar uygulanamıyor. Alel acele yapılmış açıklamalar. Bülent Arınç'ın İsrail ile bir savaşın söz konusu olmadığı yolundaki açıklamasına ne buyurulur? Sizden İsrail'e savaş açmanız mı isteniyor? Ne bu telaş?!
Bir de ölenler için ''özür'' bekleniyormuş!...
Vah, vah, vah&amp;#8230;
Şu siyasi kararlılığa bakın!
İsrail sivil yardım konvoyundaki Türk vatandaşlarını hem de uluslar arası karasularında katletsin, gemilere el koysun ve bir ''özür'' dilemekle kurtulsun!..
Gelelim Başbakanın bugünkü (01.06.2010) açıklamalarına:
''Dostluğumuz ne kadar kıymetliyse, düşmanlığımız da o kadar şiddetlidir&amp;#8230;''
''Hesap vermeden kendilerini anlatamazlar&amp;#8230;''
''Öldürmeyi iyi biliyorlar&amp;#8230;''  (Bu cümleyi Davosta'da sarfetmişti&amp;#8230;)
''Türkiye'yi başkalarına benzetmesinler&amp;#8230;''
''Gözümüzü yummayacağız&amp;#8230;''
''Amaçlarına ulaşamayacaklar&amp;#8230;''
Laf,laf,laf&amp;#8230;
 Yapılması gerekenler bellidir; Askeri, siyasi ve ekonomik ilişkileri dondurmak... İsrail'i tüm dünyadan tecrit etmek, yalnızlaştırmak&amp;#8230; Milyon dolarlık anlaşmaları iptal etmek&amp;#8230;
Yapabiliyorsanız bunları yapın!
Şiddetle lânetlemekle bu ülkenin siyasi gururu kurtarılamaz!..
Hamasi sözlerle, hakara, makaralarla bu ülkenin evlatlarının toprağa düşmesini engelleyemezsiniz&amp;#8230;
Yardım gemisinde vatandaşlarımız katlediliyor, 400 civarında tutuklu var, Hatay'da 6 şehit 7 yaralı vermişiz Başbakan yurtdışında ve ne hikmetse aynı günde ülkeye dönemiyor&amp;#8230; 
***
40 Şehit,  63 yaralı&amp;#8230;
Mavi Marmara gemisinde kaç vatandaşımız öldü bilmiyoruz!..
Olan yine analara, babalara, kardaşlara, bacılara, eşlere, yavuklulara, evlatlara oldu!
Ateş onların evine düştü!..
Memedin tabutu yine sıra sıra!..
Türkiye yine iki ağlar, bir üzülür ve unutur, hayat ise kaldığı yerden devam eder. Tâki yeni şehitler verene kadar&amp;#8230; 
Bakalım piyango hangi kınalı kuzumuza vuracak?! Örgüt 1 Haziran'da saldırılara başlayacağını tüm dünyaya ilan etti. Sanki dün ve önceki günlerde meydana gelen saldırıları kendileri yapmamış gibi&amp;#8230;
Bizim yangınımız içimizdedir&amp;#8230; Topraklarımızdadır&amp;#8230;
Gazze'de, Afganistan'da, Lübnan'da değildir&amp;#8230;
Gün laf üretme günü değildir. Gün kararlı ve basiretli bir siyaset yapma günüdür.
***
Ne diyor şehit anası?
''Askere gönderdiğimiz emanetlerimizi bize sağ salim iade edin!''
Sözün bittiği yerdeyiz!
Şehitlerimize rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz&amp;#8230;
Tülay Hergünlü
İstanbul, 01.06.2010
]]></description>
        <pubDate>Thu, 10 Jun 2010 17:04:21 +0200</pubDate>
        <category>Köşe Yazıları</category>
      </item>
      <item>
        <title>Hangi Türk Kadını ?</title>
        <link>http://www.sehidim.com/readarticle.php?article_id=29</link>
        <guid>http://www.sehidim.com/readarticle.php?article_id=29</guid>
        <description><![CDATA[&lt;img src='images/articles/tulayhergunlu.jpg' style='margin:5px' align='left' /&gt;&lt;strong&gt;HANGİ TÜRK KADINI?
Başbakanın eşi Emine Erdoğan sanat ve iş çevresinden oluşturduğu 200(kimine göre 300) kadınla Avrupa Birliği (AB) Brüksel çıkarması yapıyor!  AP üyesi Emine Bozkurt'un organizatörlüğünde gerçekleşecek olan ''Avrupa Birliği Sürecinde Türk Kadını'' konulu bir panelde Türk Kadını'nı anlatacakmış! 
Emine Erdoğan'ın yanında Süper Starımız... Ajda Pekkan, İngilizce sözlerle söylediği şarkıyla Eurovision birincimiz... olan Sertab Erener, İngiliz Prensi'nin yakın dostu...iş kadını  Çiğdem Simavi, İş adamı Mustafa Koç'un eşi Caroline (Giraud) Koç, ve Fener Rum Patriği Bartholomeos`un avukatı, Kezban Hatemi'de yer almış!.. Diğer katılımcıların isimleri ise nedense açıklanmamış!
Söylenen o ki, katılımcı kadınlar masraflarını kendi ceplerinden karşılayacaklarmış! Anlayacağınız ''Amme Hizmeti'' yapıyorlar... Bize de bu fakir millete yük olmadıkları için kendilerine teşekkür etmek düşüyor...
Elbette Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nın eşi konumu itibariyle önemli bir şahsiyettir ve yabancı ülkelerde ilgi görecektir. Gittiği her yerde kapılar kendisine ardına kadar açılacaktır. Bu çok ünlü ve zengin 200 kadın da kendilerine Başbakan'ın eşinden daha iyi bir grup lideri bulamazlardı...
Brüksel başarılı, zengin, meşhur ve hoş kadınların çıkarmasından çok memnun kalacaktır bundan hiç şüphemiz yok. Buraya kadar her şey çok iyi...
Bizim merak ettiğimiz panelde;
Aile içi şiddete maruz kalan, sık sık tecavüze uğrayan, tecavüze uğradığı için ailesi tarafından katledilen, diri diri gömülen, ''berdel''e, ''töre'' ye kurban edilen, okutulmayan, 14 yaşında evlendirilmesi için yasa teklifleri sunulan, kara çarşafa, türbana dolandırılan sessiz yığınları da temsil edebilecekler mi? 
Bir taraftan özgür Türk Kadını (!) modeli sergilenmeye çalışılırken diğer taraftan iş hayatından uzaklaştırılması için ''en az üç çocuk'' yapmaya zorlanan, ''hayızlı'' günleri bile siyasete alet edilmek istenen Türk kadınından da bahsedilecek mi?
Siirt ve Manisa'da tecavüze uğrayan çocuklar konusunda sıradan bir vatandaş gibi; '' Çok etkileyici, çok üzücü... &quot; demekten başka elinden bir şey gelmeyen kadın bakanların istifa edecekleri müjdesini verecekler mi? 
Bırakın AB sürecine sahip çıkmayı, siyasi politikalarla yavaş yavaş sindirilen, pısırıklaştırılan Cumhuriyet kadını, Atatürk'ün kendisine hediye ettiği haklara  sahip çıkabiliyor mu? 

***
Brüksel'de hangi Türk kadınını anlatacaklar? 	
Sahi, Cumhuriyetin kadınları nerede?
Başbakan'ın eşinin yanında olduklarını zannetmiyoruz! 
Dolayısıyla da bizi temsil edemezler!

Tülay Hergünlü
İstanbul, 29.04.2010&lt;/strong&gt;]]></description>
        <pubDate>Thu, 29 Apr 2010 23:06:29 +0200</pubDate>
        <category>Köşe Yazıları</category>
      </item>
      <item>
        <title>Yumruk Yumruğa..</title>
        <link>http://www.sehidim.com/readarticle.php?article_id=28</link>
        <guid>http://www.sehidim.com/readarticle.php?article_id=28</guid>
        <description><![CDATA[&lt;img src='images/articles/tulayhergunlu.jpg' style='margin:5px' align='left' /&gt;


YUMRUK YUMRUĞA...
 Ahmet Türk'e Samsun'da atılan yumruk olayını günlerdir yazılı ve görsel basından izliyoruz. Konu hakkında yazmayan, yorum yapmayan kalmadı. Siyasiler ''geçmiş olsun!'' kuyruğuna girdi. Başbakan bile 18. kez gittiği ABD' den geçmiş olsun dileklerini iletti... Emniyet görevlileri görevden uzaklaştırıldı, Samsun Emniyet Müdürü merkeze alındı... 
Her olayda olduğu gibi BDP' liler, bu olayı da kullanmakta ve mensuplarını kışkırtmakta gecikmedi. O.Baydemir yine küfür etti; ''Alçak ve ş...sizlere bakmıyorum arkasındaki köklerine bakıyorum.&quot; dedi. Daha önce de devlete hakaret eden Baydemir bu kez de bir millete ve köklerine hakaret etti...
BDP' li Sırrı Sakık; &quot;aynı yumruğu sizinkiler de yiyecek'' dedi...
Ve... Düğmeye basıldı... Misilleme olarak Samsun'da polis ekibi tarandı, iki polis şehit edildi. Şırnak'ta askeri araca saldırıldı. Biri ağır iki asker yaralandı. Ağır yaralı yüzbaşı daha sonra hastanede şehit oldu. Batman'da çıkan çatışmada bir asker şehit oldu, üç asker yaralandı. Ülkenin dört bir yanında olaylar çıktı. Belediye otobüsleri yakıldı, taş atan çocuklar yine güvenlik güçlerine saldırdı. BDP' liler tarafından kadınların ağırlıkta olduğu protesto yürüyüşleri ve oturma eylemleri düzenlendi... Yine BDP' li vekiller, ''atılan yumruk Kürt halkına atılmıştır'' diyerek ne yazık ki olayları yatıştıracaklarına kışkırtma yolunu tercih ettiler. 
Olay basında o kadar abartıldı ki sanırsınız Ahmet Türk yumruk yiyen ilk siyasetçi olarak tarihe geçti. Oysaki daha önce Süleyman Demirel ve Mesut Yılmaz'da yumruk yiyen siyasilerdendi. Hatta şimdi Türkiye Değişim Hareketi (TDH) Lideri olan eski CHP' li Mustafa Sarıgül'ün, partidaşı Ateş Ünal Erzen'e attığı yumruğu hâlâ hatırlarım... Yabancı ülke siyasileri de zaman zaman saldırıya uğrayabiliyor. İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi'nin de aldığı yumruk sonucunda dudağı patlamıştı... ABD Başkanı Bush'a fırlatılan ayakkabılar da unutulmamalı... Sonuçta bu örnekler de gösteriyor ki her siyasinin saldırıya uğrama ihtimali her zaman mevcuttur. Önemli olan bu saldırıların zamanında engellenebilmesi ve yeterli önlemlerin alınabilmesidir. 
Ahmet Türk'e yumruk atan vatandaş bu eylemi bireysel mi gerçekleştirdi yoksa arkasında bir örgüt mü var araştırmaları yapılırken bir yumruk haberi daha aldık. Bu sefer yumruğu yiyen AKP' li Enerji Bakanı Taner Yıldız'dı...
Bakan'a yumruk,bir şehit cenazesinde atılmıştı!..
Şimdi BDP' lilere sormak gerek: Acaba Taner Yıldız'a atılan yumruk hangi millete atılmış oldu? Neden bu yumruk sonucunda AKP mensupları sokaklara dökülmedi? Daha önce CHP lideri Deniz Baykal'da yumurtalı ve taşlı saldırıya uğradı. Üstelik Van'da ki taşlı saldırının AKP' lilere kadar uzandığını ispatlayan CHP mensupları neden sokağa dökülmedi? Neden AKP' lilere saldırmadılar? Ayrıca Deniz Baykal'ın uğradığı bu saldırılar sonucunda hiçbir siyasi, '' geçmiş olsun!'' kuyruğuna girmediği gibi, olay basında da çok fazla yer bulamadı...
El cevap; Çünkü Ahmet Türk ve BDP &amp;#8216;nin bir görevi var... Ve bu görevin ne olduğunu Türkiye ile birlikte tüm dünya biliyor... Ve bu görev için her yol mubah...  Ele geçen her fırsat değerlendirilmeli... 
Burunları kanasa tüm dünyayı ayağa kaldırıyorlar... Ve bunda da başarılı oluyorlar. Mecliste yirmi vekile sahip BDP sanırsınız ki iktidar partisi... Tüm Kürt kökenli vatandaşlarımızı temsil ettiğini iddia etmesine rağmen gerçekte yapılan araştırmalar bunun gerçek olmadığını da gözler önüne seriyor. Ancak ne yazık ki bazı siyasiler ve medya mensupları sayesinde dünya BDP' nin etrafında döndürülüyor... 
***
Her şeye rağmen tüm bu olaylar göstermektedir ki Türk Milleti hâlâ sağduyusunu korumaktadır. Kışkırtmalara kanmamaktadır..Saldırılar bireysel bir öfke sonucunda gerçekleşmiştir. Bazı çok bilmişlerin ahkâm buyurdukları gibi ''Küçük bir Ogün Samast'' olayı değildir. Halk her ne kadar soğukkanlılığını muhafaza etmeye çalışsa da münferit olaylar ister istemez meydana gelmektedir. Buna en büyük neden ise Şehit cenazeleridir!..  
Ahmet Türk'e atılan yumruğun, BDP' nin bölücü terör örgütü ile olan bağlantısını açıkça ortaya sermesi ve siyasi kanadını oluşturması sonucunda her fırsatta İmralı'daki mahkûmu adres göstermesinin yarattığı bireysel bir öfkenin yansımasıdır diye düşünüyoruz.  Molotof kokteyli ile yanan Serap'ın ve arka arkaya gelen şehit cenazelerinin, belediye otobüslerinin içindeki masum insanlara otobüsleri yakmak suretiyle yapılan saldırıların yarattığı bir infial olarak algılıyoruz.
Bakan Taner Yıldız'a ise bir şehit cenazesinde yumruk atılmıştır. Arka arkaya gelen şehit cenazeleri halkta öfke yaratmaktadır. Bireysel bir tepki olduğu açıktır. 
Ümidimiz bu saldırıların bireysel olarak kalması ve tekrarlanmaması yönündedir. Şiddet bugüne kadar hiçbir soruna çare olmamıştır. 
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Türk Milleti'ni temsil etmek üzere seçilen siyasilere çok iş düşmektedir. Özellikle BDP' li vekillerin ve diğer yöneticilerin halkı kışkırtıcı söylem ve eylemlerden kaçınmaları gerekmektedir. Her fırsatta İmralı'yı adres göstermekten vazgeçmelidirler. Ağızlarından çıkacak her söz düğmenin basılmasına neden olmaktadır. (Bundan çok da rahatsızlık duyduklarını görmedik!)
Tahriklere kapılmayan Türk Milleti yine yüceliğini göstermiştir. Buradan siyasilerin almaları gereken ders çok önemlidir. Hiç kimse kendisini kandırmasın! 
Türk Milleti oynanan bu oyuna kanmamaktadır!
Türk Milleti'nin bu sakin ve olgun tavrı, kardeşçe bir arada yaşamaktan asla vazgeçmeyeceğinin, asıl yumruğun demokratik bir seçimde, sandıkta atılacağının bir göstergesidir!


Sessizliği bundandır! 
Umarız iyi anlaşılmıştır!


Tülay Hergünlü
İstanbul, 20.04.2010
]]></description>
        <pubDate>Tue, 20 Apr 2010 18:43:38 +0200</pubDate>
        <category>Köşe Yazıları</category>
      </item>
      <item>
        <title>18 MART 1915 ÇANAKKALE DENİZ ZAFERİ VE ŞEHİTLERİ ANMA GÜNÜ</title>
        <link>http://www.sehidim.com/readarticle.php?article_id=27</link>
        <guid>http://www.sehidim.com/readarticle.php?article_id=27</guid>
        <description><![CDATA[&lt;img src='images/articles/tulayhergunlu.jpg' style='margin:5px' align='left' /&gt;18 MART 1915 ÇANAKKALE DENİZ ZAFERİ VE ŞEHİTLERİ ANMA GÜNÜ

&amp;#8220;Müstahkem Mevki Komutanlığına
1.Düşmanın Seddülbahir&amp;#8217;de yaptığı çıkarma hareketi geri püskürtülmüştür. Seddülbahir iskelesine kadar taranmıştır. Düşman zırhlılarıyla Kumkale&amp;#8217;yi  bormbardıman etmektedir. Seddülbahir karşısında bazı nakliye gemi ve sandalları, Sarıtepe karşısında da dört direkli kırmızı bacalı bir nakliye gemisi bulunmaktadır. İki düşman zırhlısı Saros Körfezi&amp;#8217;nden gelmektedir.
2. Tümen, iki alay ve dağ bataryasıyla Sarafim Çiftliği ile Kayaltepe arasındadır. Bir alay, Alçıtepe ve Andarya Çiftliği arasına gönderilmiştir.
3. Ben Kirte&amp;#8217;deyim. Arz ettiğim tertibatı, gece, durum belirginleşinceye kadar muhafaza edeceğim.
4. Seddülbahir iskelesi Erenköy tarafından daha iyi görüleceğinden bu hususa dikkat edilerek bana süratle bilgi vermek üzere, ilgililere emir verilmesini arz ederim.
19 ncu Tümen Komutanı M.Kemal&amp;#8221;    4 Mart 1915
**
Yukarıdaki belge Türk Silahlı Kuvvetleri&amp;#8217;nin internet sitesinden &amp;#8220; Tarihten Kesitler&amp;#8221; bölümünden alınmıştır. Amacım, bunun gibi on binlerce belge ve kanıt bulunan Çanakkale Savaşlarını, Mustafa Kemal olmadan anlatan kitap ve CD&amp;#8217; lerin havalarda uçuştuğu, şehitliklerde bu zaferleri, doğaüstü güçler sayesinde, aksakallı ihtiyarların rüyalarda yol göstermesiyle kazanıldığını anlatan örümcek kafalı zihniyetlere tarihi bir belge olarak sunmak içindir. Şehitliklere getirilen binlerce Türk gencinin körpe beyinlerine doldurulan yalan dolanlarla nerelere varılacaktır? Bu gençlerden bu ülkeye nasıl bir hayır gelecektir? 
Mustafa Kemal tarih sahnesine ilk kez Çanakkale&amp;#8217;de çıkmıştır.  Bu gerçek nasıl yok sayılabilecektir? Çanakkale&amp;#8217;de kazanılan zafer İstanbul&amp;#8217;un dolayısıyla da Anadolu&amp;#8217;nun kapılarını düşmana kapatmıştır. Hatta Asya kapılarını da kapatarak tarihin seyrini değiştirmiştir. Bu nedenle bir tek belge de olsa bu belgeyi yayınlamayı bir borç saymaktayım. 
Mustafa Kemalsiz bir Çanakkale düşünülebilir mi?
Tarihten Mustafa Kemal silinebilir mi?
Tarihe ihanet edilebilir mi?
İhanete uğrayan bir tarih affeder mi?
Elbette affetmeyecektir&amp;#8230;
**
Bugün Cumhuriyetimizin kurucusu, Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal ATATÜRK&amp;#8217;e içte ve dışta her gün hakaret edilmektedir. Devleti idare edenlerden ise en ufak bir kınama gelmemektedir. Ne yazık ki ülke her geçen gün biraz daha karanlığa sürüklenmektedir. ATATÜRK&amp;#8217;ün Meclisinde ve O&amp;#8217;nun sayesinde vekil (!) olarak yer bulabilenlerin önderliğinde, binlerce Mehmetçiğin ve onbinlerce vatandaşımızın katili olan, dünyanın kabul ettiği bir terörist başına meydanlarda özgürce methiyeler düzülmekte, af istenmektedir. Ve bu sözde vekiller yine meydanlarda halka Kürtçe hitap ederek hem dil birliğini hem de vatandaşlık bağını bozmaya çalışmaktadır. Nereden çıktığı ve kimlerin tezgâhladığı belli olan bir kardeş kavgası, Çanakkale&amp;#8217;de koyun koyuna yatan şehitlerin torunlarını birbirine düşürmekte, yönetim ise hayata geçirmeye çalıştığı ve ne olduğu anlaşılmayan &amp;#8220;sözde açılımlarla&amp;#8221; bu tezgâh karşısında aciz kalmaktadır. 
Anayasa&amp;#8217;nın ilk üç maddesinin değiştirilmesi için planlar yapılmakta, Merkez Bankası, Vakıfbank, SPK VE BDDK&amp;#8217;ın İstanbul&amp;#8217;a taşınması ile Başkent Ankara sessiz bir Anadolu kasabası haline getirilmeye çalışılmaktadır. Kürtçe&amp;#8217;ye vize verilerek Dil birliği ortadan kaldırılmakta, Türkiye Cumhuriyeti iki resmi dilli bir ülke konumuna düşürülmektedir. Hatta FIFA&amp;#8217;nın bir yıllığında, Türkiye Cumhuriyeti&amp;#8217;nin dili Türkçe ve Kürtçe olarak yer almaktadır. Osmanlıcılık hortlatılmaya çalışılmakta, Eğitimde Birlik Yasası İmam Hatip Liseleri ve katsayı oyunlarıyla delinmekte, devrimler yok sayılmaktadır. 
Güdümlü ve aciz dış politikalar nedeniyle, Türkiye&amp;#8217;nin temiz ve gururlu alnına,  20 ülke tarafından &amp;#8220;soykırımcı &amp;#8221; damgası yapıştırılmakta, buna karşılık hiç bir şart öne sürülmeksizin ABD baskısıyla uzatılan bir &amp;#8220;Gül dalı&amp;#8221; aracılığıyla Ermenistan ile bir protokol imzalanmaktadır.  Ülkede işsizlik yüzde 20&amp;#8217; lere dayanmışken 100 bin Ermeni işçi kaçak olarak çalışmakta, yönetim ise buna göz yummaktadır.
Burada saymakla bitmeyecek pek çok olumsuzluk nedeniyle Türkiye&amp;#8217;nin üzerinden gitmeyen kara bulutların altında kutlamaya çalıştığımız Çanakkale Deniz Zaferi&amp;#8217;nde toprağa gömülen binlerce şehidimize ve hâlâ her gün en az bir şehit verdiğimiz bu topraklara layık mıyız? Bunu sorgulamanın zamanı gelmedi mi?
Tarihin kirletilmesine, yalanlarla doldurulmasına daha ne kadar göz yumacağız? 
Bu şehitler boşuna mı öldüler? Bu devrimler boşuna mı yapıldı? Mustafa Kemal Atatürk bize böyle bir ülke mi emanet etti?
Hani ; &amp;#8230;Birinci vazifen Türk İstiklâlini, Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir&amp;#8221; diyerek bu vatanı emanet ettiği Ey Türk Gençliği nerededir?
***
Çanakkale savaşları tarihin en büyük savaşlarından ve de zaferlerinden birisidir. Doğru anlamak ve doğru okumak gerekmektedir. Bugünlerde yakın tarihimize bir kez daha göz atmak ve bu vatanın hangi şartlarda, nasıl kurtarıldığını ve bizlere emanet edildiğini iyi anlamak gerekmektedir. Yoksa yol bitmek üzeredir&amp;#8230;
&amp;#8220;Türklerin vatan sevgisiyle dolu olan göğüsleri lanetli ihtiraslara karşı daima demirden bir duvar gibi yükselecektir.&amp;#8221; Mustafa Kemal ATATÜRK.
18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Zaferimizin 95.yıl dönümü kutlu olsun! 
Şehitlerimizin, Atatürk ve silah arkadaşlarının ruhları şad, mekânları Cennet olsun!  


Tülay Hergünlü
17 Mart 2010


]]></description>
        <pubDate>Thu, 18 Mar 2010 13:45:51 +0100</pubDate>
        <category>Köşe Yazıları</category>
      </item>
      <item>
        <title>Şehit babasına cevap verin!</title>
        <link>http://www.sehidim.com/readarticle.php?article_id=26</link>
        <guid>http://www.sehidim.com/readarticle.php?article_id=26</guid>
        <description><![CDATA[&lt;img src='images/articles/tulayhergunlu.jpg' style='margin:5px' align='left' /&gt;


Şehit babasına cevap verin!

Bu savaş niye yapılıyor?
Bu sözler Tokat'ın Reşadiye ilçesinde şehit düşen Cengiz Sarıbaş'ın babasına ait. Acılı baba 25 yıldır sorduğumuz bu soruya yanıt arıyor ve devam ediyor:
&quot; Bu vatan için herkes şehit olabilir. Ama karşımıza bir devlet çıksın. Bir devlet olsun. Savaşalım, hepimiz savaşalım. Bu savaş niye yapılıyor? Boş, anlamsız bir savaş. Savaşı yapanlar da bu ülkenin çocukları, ölenler de bu ülkenin çocukları. Kurşun sıkanlar da bu ülkenin çocukları.''
Geçmişten günümüze tüm  siyasilerin bu babanın sorusuna verecek cevapları olduğunu sanmıyoruz!..
**
Türkiye coğrafi konumu nedeniyle Batılı emperyalistlerin her zaman iştahını kabartan bir ülke konumundadır. Tarihe, özellikle de Osmanlı tarihine baktığımız zaman bu sorunların yeni çıkmadığını görmekteyiz. Binlerce yıl çeşitli kültürleri bağrında barındıran Anadolu bu zenginliğini pahalı ödemiştir ve ödemeye de devam etmektedir.
Her karış toprağının şehit kanlarıyla sulanması nedensiz değildir... 
Osmanlı İmparatorluğu'nun zayıflamasını fırsat bilen emperyalist ülkeler derhal harekete geçmiş ve sosyal, ekonomik, siyasal ve kültürel oyunlarını sahneye koyarak imparatorluğun çöküşünü hızlandırmışlardır. Sevr Antlaşması ile son darbe vurulmak üzereyken Mustafa Kemal bu oyunları bozmuş ve Osmanlı İmparatorluğu tarihe karışırken genç Türkiye Cumhuriyeti doğmuştur.  
Osmanlı'dan miras kalan çok kültürlü yapı Cumhuriyetin Ulus Devlet yapısıyla bütünleştirilmeye çalışılmıştır. Cumhuriyet'in kurucularının &quot;ulus&amp;#8221; anlayışı etnik kimliğe dayanmayan bir &quot;siyasi birlik&amp;#8221; anlayışıydı. Laiklik anlayışı ile de tüm inançlara karşı tarafsız bir tutum takınmayı tercih ettiler. Bunda da büyük ölçüde başarılı oldular  ancak karşılarında çok büyük bir engel vardı; 
Geri ve borçlu bir ekonomi.  
Tüm bu olumsuz koşullara ve dünyada yaşanan büyük ekonomik krize rağmen inanılmaz dev adımlar attılar. Bugün bu ülke hâlâ ayakta duruyorsa o yıllarda atılan sağlam temeller nedeniyledir. 
Ne yazık ki Türkiye 1938'den sonra iyi yönetilememiştir. Sanayileşmesini, modernleşmesini ve demokratikleşmesini tamamlayamamıştır. Gelişmekte olan bir ülke konumundan çıkamamış, çoğulcu ve katılımcı bir politik anlayış yerleşmediği için de politikayı meslek edinen, çıkarcı, iş bitirici, köşe dönücü, dinci, cemaatçi, yandaş, yoldaş, partidaş, ihale takipçisi, vb siyasiler suyun başından eksik olmamışlardır. 
Ülkenin Batısı özellikle &quot;taşı toprağı altın&quot; olarak görülen İstanbul açgözlülerin elinde plansız, alt yapısız, hoyratça gelişirken diğer bölgeler başta Doğu ve Güneydoğu (birkaç ilimiz hariç) olmak üzere ihmal edilmiştir. Ekonomisi dışa bağımlı Türkiye'de bölgeler arasında gelir dengesi kurulamamış, küçük bir zümre pastanın çok büyük bir bölümünden pay alırken, büyük yığınlar çok küçük dilimlerle idare etmek zorunda kalmıştır. Eğitimde fırsat eşitliği sağlanamamış, halkın büyük çoğunluğu cahil bırakılmıştır. Ekonominin lokomotifi özel sektör her devirde yüksek vergi ve işçilik maliyetleri ile ezilmiş, tarım kesimi ise görmezden gelinmiştir. 1980 sonrası iktidarlar döneminde ise 12 Eylül darbesinin baskıcı ve yıkıcı etkileri sonucunda sendikalar etkisizleştirilmiş, işçi kesimi sindirilmiş, gençlik siyasetin dışına itilmiştir.  Üretim neredeyse terk edilmiş, tarım kesimi öldürülmüş, tüketime dayalı bir toplum oluşturulmuştur. Ülke küresel sermayelerin elinde bir ithalat cenneti haline getirilmiş, büyük reklam kampanyalarıyla halka borçlanarak tüketme alışkanlığı kazandırılmıştır. 
IMF, ABD, AB ve Dünya Bankası marifetleriyle Türkiye borçtan kurtulamamış, ithalat-ihracat dengesini kuramamış, dışa bağımlı bir ekonomik düzen nedeniyle ülke bağımsızlığını kaybetmiştir. Son yıllarda uygulanan düşük kur-yüksek faiz politikaları nedeniyle yabancılar için Türkiye bir sıcak para cenneti olmuştur. Üretim kısılmış, milli değerler, bankalar ve topraklar yabancılara değerinin altında satılarak bütçe açıkları kapatılmaya çalışılmıştır.
Bir taraftan borçlandırılan Türkiye diğer taraftan da ideolojik, etnik ve dinî kesimlerinin kışkırtılması sonucunda kargaşa (kaos) ortamlarından kurtulamamıştır. Kurt dumanlı havayı sever misali ülke üzerine çöken gri bulutlar terörü yaratmış, maddi kayıp ile birlikte binlerce vatan evladı toprağa verilmiştir. Bölücü Terör örgütü Müslüman ülkelerde dâhil olmak üzere komşularımız, dost (!) ve müttefik (!) Batılı ülkeler tarafından maddi ve manevi olarak büyük ölçüde desteklenmiştir. Türkiye terör konusunda üye olduğu NATO ülkelerinden de en ufak bir destek görmemiştir. Bitmeyen terör ülkenin kıt kaynaklarının küresel silah baronlarına akmasını sağlamıştır. Kısaca ülke terör konusunda dünya da yalnız bırakılmıştır.  
1938'den sonra iş başına gelen iktidarlar her yönden güçlü bir Türkiye yaratamamış, halk bir türlü huzura ve refaha kavuşamamıştır. İkinci Dünya Savaşı'nda iki atom bombası yiyen Japonya, hezimete uğrayan Almanya aynı sürede dünyanın sayılı ekonomileri arasında yer almış, ancak Türkiye bir türlü gelişmekte olan ülkeler kategorisinden kurtulup, sağlam bir ekonomik yapıya kavuşamamıştır.  
Türkiye'de siyaset günü kurtarmak üzere uygulanmış, Batılı devletlerde olduğu gibi uzun soluklu politikalar oluşturulamamıştır.  Bunun sonucunda da her iktidar kendi devrini yaratmıştır. 
Başta Rusya olmak üzere Batılı ülkelerce doğurtulup Osmanlı'nın kucağına bırakılan ve miras yoluyla da Türkiye Cumhuriyeti'ne geçen Kürt ve Ermeni sorunları büyütülerek bugünlere ulaştırılmıştır.  
Son onbeş yıllık yerel yönetimler ve yedi yıllık iktidar partisi tarafından uygulanan etnik ve dinî politikalar sonucunda halk bölünmüş, neredeyse birbirine düşman bir toplum yaratılmıştır. Etnik düşmanlık tohumlarının ekilmesinde kendilerinin Kürt kökenli vatandaşların haklarını temsil etmek için meclise geldiklerini söyleyen Demokratik Toplum Partisi (DTP) mensuplarının kışkırtıcı eylem ve söylemlerinin de büyük payı vardır. DTP mensuplarının özellikle de vekillerin her söyleminden sonra bir eylem doğmuş, halka, polise, kamu mallarına saldırılmış, günahsız insanlar Molotof kokteyli atılarak yakılmıştır. DTP'li vekilin &quot;taban dağa çıkmamızı istiyor&amp;#8221; sözlerinin hemen akabinde ise Tokat'ın Reşadiye ilçesinde 7 asker şehit edilmiştir.
Yaşananlara baktığımız zaman DTP'li başkanı Ahmet Türk'ün her fırsatta seslendirdiği &quot; barış&amp;#8221; kelimesinin ise inandırıcılığı kalmamaktadır. Düşünmek gerekirse ortada bir savaş mı var ki barış konuşulsun? İşte tam da burada şehit babasının sorusu hayatî bir öneme sahiptir: 
Bu savaş niye yapılıyor?
Bu durumda ne AK Parti'nin, ne sözde açılımın, ne muhalefet partilerinin ne de DTP' nin bu ülkeye ve millete bir faydasının olmayacağı görülmektedir.  Hele de bir etnik kesimi temsil ettiğini söyleyen DTP' nin aldıkları 1,5 milyon oya güvenerek 72 milyona dayatmak istedikleri taleplerinin yerine getirilmesinin mümkün olmadığını birilerinin bu partiye anlatması gerekir. Zira DTP=PKK=İmralı üçlüsünün bu ülkeye felaket getirdiği ortadadır. Samimi değiller ve tek amaçları ülkenin doğusunda özerk bir Kürdistan oluşturup daha sonra da bir referandum (halk oylaması) ile K.Irak'ta ABD eliyle oluşturulan Kürdistan ile birleşmek ve Büyük Kürdistan Devleti'ni yaratmaktır. Oysaki tarihin hiçbir döneminde bir Kürt Devleti kurulmamıştır. Bunu biz değil tarihçiler söylüyor. 
Çocukların eline taş ve Molotof kokteyli vererek, halkı birbirine düşman ederek siyaset yapılamaz...
Bu ülkede bir Kürt sorunu yaratılmıştır. Bunun da nedenleri yukarıda belirtilmiştir. Çözümü ise sağlam bir ekonomi ve kaliteli bir eğitimden geçmektedir. Bölgeler arasında oluşturulacak sosyal ve ekonomik eşitlik bu sorunları kökünden çözecektir.  
Burada iktidara düşen içeriğinin ne olduğu bir türlü anlaşılamayan açılımlarla milleti oyalamak değil, kalıcı politikalar üretmektir. Bir yerin isminin değişmesi, orada yaşayan halkın karnını doyurmaz. Dışarıdan alınan talimatlarla ve hoca efendilerden alınan icazetlerle bir ülke yönetilemez. Tüm ülkeyi kucaklayıcı politikalar üretmenin zamanı gelmiştir. Dışa bağımlı teslimiyetçi politikalardan derhal vazgeçilmelidir. Burada bir yara olduğu gerçektir ve kanamaya devam etmektedir. 
Burada Muhalefet Partileri ne'de seslenmek istiyoruz. Recep Tayyip Erdoğan'ın Başbakan olmasını sağlayan CHP ve Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı olmasını sağlayan MHP uzaktan bağırıp çağırarak, ip atarak, kara çarşafa rozet takarak bu ülkeye faydaları olmayacağını bilmelidirler. DTP de mevcut kışkırtıcı politikalarından ve İmralı'daki, dünyanın kabul ettiği bir suçluyu savunmaktan vazgeçmelidir. Tüm Türkiye'nin partisi olma yoluna girmeleri uzun soluklu siyaset yapabilmelerinin olmazsa olmazıdır. Meclisteki tüm partilerin bir araya gelerek diyalog yoluyla ülke sorunlarına çözüm bulmak için kolları sıvamalarının zamanı geçmeye başlamıştır. Yaklaşmakta olan seçimler için oy avcılığı yapmaktan vazgeçmeliler. Ülke elden gidiyor, evlatlar kara toprağa giriyor, çocuklar hapishanelerle tanışıyor. Gün bağırıp, çağırıp, hakaret etmek, suçlamak günü değildir. Gün birleşmek günüdür. İktidar ve muhalefet partilerinin birbirlerine neredeyse kurşun attıkları bir ülke de huzur ve istikrardan bahsedilemez. Kavgalı bir meclisin kavgacı vekillerinden de hiçbir hayır gelmez!
Mustafa Kemal Atatürk, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Cumhuriyeti yıpratmaktan vazgeçin! Ülkenin bölünmez bütünlüğüne zarar vermeye çalışmak, Anayasa'nın değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddelerini kurcalamaktan uzak durun. Basın ve yargı bağımsızlığını sağlayın!
Yoksa bir gün gelir &quot; bu savaş ne için yapılıyor? &quot; sorusunun cevabını 72 milyona vermek zorunda kalırsınız!]]></description>
        <pubDate>Thu, 10 Dec 2009 23:31:12 +0100</pubDate>
        <category>Köşe Yazıları</category>
      </item>
      <item>
        <title>İzmir ve Çanakkale&#39;nin düşündürdükleri...</title>
        <link>http://www.sehidim.com/readarticle.php?article_id=25</link>
        <guid>http://www.sehidim.com/readarticle.php?article_id=25</guid>
        <description><![CDATA[&lt;img src='images/articles/tulayhergunlu.jpg' style='margin:5px' align='left' /&gt;


İzmir ve Çanakkale&amp;#8217;nin düşündürdükleri&amp;#8230;

Demokratik Toplum Partisi (DTP) eliyle yaşanan kışkırtmalar sonucunda ülke tehlikeli bir dönemece girmek üzere. Bölücü Terör Örgütü&amp;#8217;ne mensup kişilerin terörist üniformaları ile Habur sınır kapısından zafer işaretleri yaparak geçmeleri ve davul zurnayla karşılanmaları bardağı taşıran son damla oldu ve halk tepki göstermeye başladı. DTP konvoyunun İzmir&amp;#8217;de gövde gösterisi yapmaya kalkışması sonucunda İzmir halkı ayağa kalktı. Ardından da Çanakkale&amp;#8217;nin Bayramiç ilçesinde kız yüzünden çıktığı söylenen kavga etnik çatışmaya döndü ve 2500 kişi &amp;#8220;Kürtler dışarı&amp;#8221; sloganlarıyla yürüdü. Bu tepkilerin önce İzmir&amp;#8217;de daha sonra da Çanakkale&amp;#8217;de olması ise ayrıca düşündürücüdür.  
Neden İzmir ve Çanakkale? Gelin bu iki ilimizin anlamlı tarihine şöyle bir göz atalım:
İzmir: Mondros Mütarekesi imzalanmış ve İtilaf Devletleri mütarekenin ünlü 7. maddesini bahane ederek Anadolu&amp;#8217;yu işgale başlamıştı. Ardından da İzmir Yunanlılar tarafından işgal edildi. İstanbul hükûmetince askere karşı koymama emri verildi. Silahsız ve karşılık vermeyen 400 civarında Türk askeri katledildi. Sivil halka saldırıldı. Bu olay bardağı taşıran son damla oldu ve İzmir&amp;#8217;de Yunan postalı görmeye tahammül edemeyen Gazeteci Hasan Tahsin ilk kurşunu attı, kendisi de şehit edildi. Geçmişte Osmanlı&amp;#8217;nın küçük bir eyaleti olan Yunanistan&amp;#8217;ın İzmir&amp;#8217;i işgal etmesi Anadolu halkını ayağa kaldırdı. Direniş örgütleri kuruldu. İzmir&amp;#8217;in işgali uyuyan bir devi uyandırmıştır dersek abartmış olmayız. Sonuçta Mustafa Kemal&amp;#8217;in Samsun&amp;#8217;a çıkışı ile başlayan Millî Mücadele 9 Eylül&amp;#8217;de Yunanın İzmir&amp;#8217;de denize dökülmesiyle zafere ulaştı. 
Gelelim Çanakkale&amp;#8217;ye; Çanakkale&amp;#8217;yi anlatmaya bilmem gerek var mı? Çanakkale&amp;#8217;nin geçilemez olduğunu yedi düvele ispatlayan Türk milleti, Mustafa Kemal&amp;#8217;in tarih sahnesine çıktığı Çanakkale&amp;#8217;de bir destan yazmıştır. Gelibolu Millî Parkı&amp;#8217;ndaki şehitliklerde Türk, Kürt, Çerkez, Laz, Arap, Alevi, Sünnî, gayrimüslim çocuklarımız koyun koyuna yatmaktadır. Toprağının bağrında bizim evlatlarımızla birlikte düşman ülkelerin evlatlarını da barındıran hoşgörü ve sabır timsali Çanakkale halkı bu hale nasıl getirilmiştir?
DTP mitinglerindeki görüntü ve sloganlar, DTP&amp;#8217; li vekillerin her fırsatta sergiledikleri kışkırtıcı söylem ve eylemler ile iktidarın tavizkâr tutumu sonucunda halkı birbirine neredeyse düşman ettiler. Sonunda da İzmir ve Çanakkale halkı ayağa kalktı. Bugüne kadar hiç bir ayrım olmadan yaşayan Türk milleti son yedi yılda uygulanan ayrımcı siyaset nedeniyle ne yazık ki birbirine tahammül edemez hale getirildi. 
Ülkenin dört bir yanında yaptıkları eylemlerle polise ve askere saldıran, halka ve kamu malına zarar veren, otobüs yakan, dinî bayramlarda bile dur durak bilmeyen Kürt kökenli vatandaşlar, çoğunlukla çocukları kullandıkları bu eylemlerle halkta infial yaratmakta, bilerek ya da bilmeyerek nefreti körüklemeye alet olmaktadırlar. 
Dillerinden &amp;#8220;barış!&amp;#8221; kelimesini düşürmeyen DTP lideri ve vekilleri tüm bu eylemler karşısında suskun kalmakta ağızlarından en ufak bir kınama sözcüğü bile çıkmamaktadır. DTP&amp;#8217; lilerin bu tutumu karşısında vatandaşın kafası karışmakta, kendilerinin bu eylemlerden haberdar oldukları ve destekledikleri kanısı oluşmaktadır. Hal böyle olunca da DTP&amp;#8217; lilerin samimiyetsiz siyaset yürüttükleri gerçeği ortaya çıkmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti&amp;#8217;nin İçişleri Bakanı&amp;#8217;nı ise ortalıkta görene aşk olsun!..    
Kendi eylemlerini haklı (!)  gören, İzmir ve Çanakkale&amp;#8217;de vatandaşın infialini ise kınayan, İzmir&amp;#8217;e &amp;#8220;faşist&amp;#8221; diyen DTP mensuplarının artık bir özeleştiri yapmalarının zamanı gelmiştir.
İzmir ve İzmir halkı &amp;#8220;faşist&amp;#8221; değil aksine geçmişte olduğu gibi faşizme ve emperyalizme karşı duran, bölücülüğe ve işgale asla geçit vermeyen, laikliğin ve Cumhuriyetin aşılmaz kalesidir.. Hassasiyetleri ise vatanın bölünmez bütünlüğündendir. Tıpkı Çanakkale gibi&amp;#8230;
Ve Türkiye İzmir ile Çanakkale&amp;#8217;den ibaret değildir. Doğusu, Batısı, Kuzeyi ve Güneyi ile bir bütündür&amp;#8230; Mustafa Kemal ATATÜRK&amp;#8217;ün şu sözlerini asla unutmayalım: 
&amp;#8220; Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır&amp;#8221; 
Yüzyıllardır oynanan oyun &amp;#8220;kardeşi kardeşe kırdırma&amp;#8221; oyunudur. Türkiye&amp;#8217;nin coğrafi durumundan çıkar sağlamaya çalışan dış hainler ile içerideki destekçilerinin istedikleri ve bekledikleri bir iç savaşın çıkmasıdır. Ancak Türk milleti bu oyuna gelmeyecektir. Her zaman olduğu gibi sağduyulu, sabırlı ve hoşgörülü olmak zorundadır. Biz geçmişte olduğu gibi gelecekte de birlikte bağımsız, güçlü ve mutlu bir Türkiye&amp;#8217;de yaşamak istiyoruz. Böyle bir Türkiye&amp;#8217;yi inşa etmek ise başta iktidar partisi olmak üzere meclisteki tüm siyasilerin görevidir. Bunun için Türkiye Büyük Millet Meclisi&amp;#8217;ne gönderildiler&amp;#8230; 
Terör üzerinden nemalanan ve siyaset yapan tüm partilere de karşıyız&amp;#8230; 
ABD ve AB&amp;#8217; yi &amp;#8220;dostumuz(!)&amp;#8221;, &amp;#8220;müttefikimiz (!)&amp;#8221; sananlara gelince;  Hiç güvenmesinler! Onların nasıl ikiyüzlü politikalar yürüttükleri tarihte kayıtlıdır&amp;#8230;
***  
Gideceğimiz başka ülke, başka Türkiye, altında yaşayacağımız başka bayrak yoktur. Sadece ordumuza ve kendimize güvenmek zorundayız. 
Oyuna gelmeyelim, ancak;
Meydan da boş değildir!..


Tülay Hergünlü
İstanbul, 01.12.2009]]></description>
        <pubDate>Thu, 10 Dec 2009 23:28:17 +0100</pubDate>
        <category>Köşe Yazıları</category>
      </item>
      <item>
        <title>Kurban Bayramı..</title>
        <link>http://www.sehidim.com/readarticle.php?article_id=24</link>
        <guid>http://www.sehidim.com/readarticle.php?article_id=24</guid>
        <description><![CDATA[&lt;img src='images/articles/tulayhergunlu.jpg' style='margin:5px' align='left' /&gt;

Kurban Bayramı...

Müslüman dünya yaklaşan Kurban Bayramı'nı kutlamaya hazırlanıyor. Kurban kesmek İslâm Dini'nin en güzel sosyal yardımlaşma ve dayanışma emirlerinden birisidir. Asıl amacı sadece Allah rızası için zenginin varlığını yoksul ile paylaşmasıdır. 
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın sitesinde kurban sözcüğü şu şekilde açıklanmış: 
&quot;Sözlükte yaklaşmak, Allah'a yakınlaşmaya vesile olan şey anlamlarına gelen kurban, dinî bir terim olarak, ibadet maksadıyla, belirli şartları taşıyan hayvanı, kurban bayramı günlerinde usulüne uygun olarak kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eder.&quot; 
Ve yine Diyanet'in sitesinde kurban keserken nelere dikkat edileceği de açıklanmış:
&quot;Kurban edilecek hayvana acı çektirilmemeli ve eziyet verilmemelidir. Hayvanlar ehil kişiler tarafından kesilmeli ve kesim işlemi süratli bir şekilde yerine getirilmelidir. Ayrıca, çevre temizliği için gerekli tedbirler alınmalıdır. Kesim esnasında hayvanların, birbirlerinin kesimini görecek şekilde yan yana bulundurulmamalarına özen gösterilmelidir.&quot;
***
Evet, Kurban Bayramı yaklaştı. Kurbanlıklar süslendi, görücüye çıktı. Efe en güzel kurbanlık seçildi. Bakalım bayramda kesilirken neler yaşayacak güzelim Efecik!.. Artık bir tarlada mı, yoksa E5 ya da E6 karayolunun kenarında mı kesilir, bacağında hangi kasabın satırı ile dolaşır, kaçar mı, kaçarken kovalayanlar tarafından kıstırılıp sopalarla dövülür mü, içorganları nerelere atılır bunu şimdiden bilemeyiz. Ancak dileğimiz Efeciğin ve diğer Efeciklerin merhamet sahibi birisinin eline düşmesi ve Diyanet'in yukarıda yayınladığı gibi acı çektirilmeden ve eziyet edilmeden kesilmesidir.
***
Kurban Bayramı en fazla suiistimal edilen bir bayram olma özelliğini taşır. Özellikle vekâlet ile kurban kesme olayı tam bir sahtekârlığa dönüşür. Eskiden sadece Türk Hava Kurumu ve Kızılay tarafından toplanan kurban derileri günümüzde ehliyetsiz kişi ya da kurumlarca toplanıp kâr amacıyla veya teröre kaynak yaratmak için satılır oldu. Son yıllarda türeyen bazı büyük dernek ve vakıfların bağış adı altında topladıkları kurban ve diğer maddi yardımların nerelere ulaştığı, kimlerin elinde ranta (getirim) dönüştürüldüğü bilinmiyor. Kötü kokular geliyor ancak bilinçsiz ve bilgisizliği nedeniyle aldatılmaya müsait olan vatandaşların çoğunluğu buralara bağış yapıyor. 
Yurtdışı faaliyetlerinde yolsuzlukları ortaya çıkan dernekler hâlâ Türkiye'de kurban bağışı topluyor. &quot;İnsani yardım&quot; örtüsü altında &quot;kimse yok mu?&quot; nidalarıyla ortalıkta dolaşan bazı vakıf ve derneklerin ise yetkililerce faaliyetleri kontrol altında mı, hesapları inceleniyor mu, Müslüman ülkelere götürdüklerini iddia ettikleri yardımların ne kadarı bu ülkelere ulaşabiliyor bilmiyoruz. Bu konuda ciddi bir araştırma yapılmasında yarar var... 
Kurban derisi çok büyük bir pazar ve açgözlülerin her zaman iştahını kabartıyor. Türkiye Deri Konfeksiyoncuları Derneği(TDKD) Başkanı Ramazan Hazar, Türkiye'de işlenen ham derinin yüzde 80`inin ithal edildiğini belirtiyor ve  &quot;Hatalı kesimler olmasa ham deri ithalatının yüzde 60'lara düşebileceğini söylüyor. Ayrıca Deri sektörünün lider ülkeleri arasında yer alan Türkiye'nin, dikkatsizlik ve yanlış uygulamalardan dolayı Kurban Bayramlarında her yıl milyonlarca dolar zarara uğradığı ifade ediliyor (Cihan H.A.12.07.2008)
**
Görüldüğü gibi Kurban aynı zamanda da ülke ekonomisine katkı sağlayan çok büyük bir ekonomik unsurdur. Kurban kesimleri devlet güvencesine alınmalı ve titizlikle takip edilmelidir. Usulsüz uygulamalar ve kesimler için gerekirse ağır cezalar getirilmelidir. Bu sayede bağışlar gerçek sahiplerine ulaşacak, derileri ekonomimize kazandırılacak ve dünyayı ayağa kaldıran vahşet görüntülerini de yaşamak zorunda kalmayacağız. Ayrıca &quot;bende kurban kestim&quot; demek için kurban kesmek hayvancılığımızın öldürülmesinde en büyük pay sahibi olmak demektir. 
Sonuç olarak Kurban keserken aldatılmaya izin vermeden, dinimizin emirlerine harfiyen uyarak ve ülke ekonomisini de göz önünde bulundurarak hareket etmek bizleri Yüce Allah'a daha fazla yaklaştıracaktır. 
&quot;İyilik yolunda kurbanımız olsun...&quot; diye uğraşırken bizlerin kandırılıp kurban olmamıza izin vermeyelim.
Tüm İslâm âleminin Kurban Bayramı, bayramımız kutlu ve mutlu olsun!      

Tülay Hergünlü
25.11.2009
]]></description>
        <pubDate>Thu, 10 Dec 2009 23:27:20 +0100</pubDate>
        <category>Köşe Yazıları</category>
      </item>
      <item>
        <title>TÜRKÜM, DOĞRUYUM!...</title>
        <link>http://www.sehidim.com/readarticle.php?article_id=23</link>
        <guid>http://www.sehidim.com/readarticle.php?article_id=23</guid>
        <description><![CDATA[&lt;img src='images/articles/tulayhergunlu.jpg' style='margin:5px' align='left' /&gt;

TÜRK&amp;#8217;ÜM, DOĞRUYUM!...

Mustafa Nevruz SINACI

            Ulu&amp;#8217;l-emr (yönetim-hükümet) tarafından &amp;#8220;milli birlik ve kardeşlik projesi&amp;#8221; biçiminde açıklanıp-tanımlanan ve asıl adı &amp;#8220;demokratik açılımlar&amp;#8221; olan eylem plânının en başında &amp;#8220;Kürt açılımı&amp;#8221; yer almaktadır.  

Bunu; Irak, Ermeni, Rum-Yunan, Kıbrıs, İsrail, AB gibi evrensel; Dil, din, demokrasi, hukuk, ahlâk, anayasa, Alevilik vs., mahalli-yerel, sözde bilimsel, ekonomik-sosyal kültürel açılımlar izliyor. İş bu açılımlarda gözlenen tek ve yegâne temel nosyon &amp;#8220;orijinal be objektif&amp;#8221; olmamaları; Her birinde hâkim unsur mürailik, iki yüzlülük, yapaylık, sanallık ve zorlama!..   

Üstelik her açılımın kendine özgü takipçi, iddiacı ve sav&amp;#8217;cısı belirli lobiler var. 

Bunlar arasında en dikkat çekeni; çok sinsi ve kurnazca &amp;#8216;milli birlik-kardeşlik teranesi&amp;#8217; ardına sığınıp-saklanarak, esasta Kürt kisvesi ile Ermenicilik yaptığı ayan &amp;#8216;GDO-AB&amp;#8217; damgalı dönme, devşirme, koza ve kriptolar. Her biri elli yıldır kamuoyunda iyi tanınıyor. Tanınma nedeni ise: Mâ-aile &amp;#8216;Türk milleti ve devletinin başına atılan&amp;#8221; her taşın altından çıkmaları. Tüm kirli ellerin, menfur emellerin ve belaların patentli sahibi olmaları&amp;#8230; 

EYLEMLERİ KARAKTERLERİNE UYANLAR

Bu güruhun lâğım çukurlarının bile kabulden hayâ edeceği iğrenç sicilleri var. 

Kimlik ve kişilikleri karakter kavramına ters; Ahlâken tam bir çöküntü içindeler.  

Bilumum rüşvet, iltimas (my bradır işleri) ayırma-kayırma (hamili kart, kardeş-yoldaş meselesi), görevi kötüye kullanma, hırsızlık-yolsuzluk, gasp-irtikap, suiistimal, organize çıkar örgütçülüğü (yol arkadaşlığı), anarşi, terör-tedhiş taşeronculuğu (bu kisve altında uyuşturucu, beyaz kadın ve insan-köle tüccarlığı, kiralık katillik, GDO, tohum, hormon, ilâç, ilâh ve silâh lobiciliği) ve ticari particilik (siyaset simsarlığı) ile din tüccarlığı yapanlar hep bu güruhtandır. 

Bunlar, benzerleri, yardım ve yatakçıları Türk halk lügatinde &amp;#8220;domuz&amp;#8221; olarak nitelenir.

Zira bu gelenekte: &amp;#8216;devletin malı deniz&amp;#8217;, &amp;#8216;hırsızlar ve yolsuzlar domuz&amp;#8217;dur&amp;#8221;

Bahusus güruhun en nefret ettiği &amp;#8220;şey&amp;#8221;: DOĞRULUK ve DÜRÜSTLÜK!&amp;#8230; 

Bu nedenle 2009 yılı başından itibaren &amp;#8220;AND&amp;#8217;IMIZ&amp;#8221; a fena taktılar.

Merhum Dr. Reşit Galip tarafından yazılan ve Mustafa Kemal Atatürk tarafından uygun görülerek, tasdik ve tasvip edilen ve bütün okullarda okunması emredilen milli AND.

*Türk&amp;#8217;üm, Doğruyum, Çalışkanım!.. 

BİR İHANET VE MENFUR TEŞEBBÜS

Dahili bedhah, dönme, devşirme, koza ve kriptolar öncülüğünde;

'Andımız kaldırılsın&amp;#8217; başvurusu:

&amp;#8220;Diyarbakır'da mazlum-der ile bazı kimseler, okullarda her sabah okutulan &quot;Andımız&quot; ın kaldırılması için Milli Eğitim Müdürlüğü'ne başvurdu...

Diyarbakır'da insan hakları ve mazlumlar için dayanışma derneği (mazlum-der) ile bazı şahıslar, okullarda her sabah okutulan &amp;#8216;Andımızın&amp;#8217; kaldırılması için İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne başvurdu. Derneğin bir yönetim kurulu üyesi, 'Türküm' ile başlayan antta yer alan ifadeler Türkiye'nin mozaiğine uymuyor&amp;#8221; dedi. (Sabah, 13 Haziran 2009 Cumartesi) 

YANDAŞ-YOLDAŞ MUTLULUĞU 

Müteakiben hadise, akredite dediğimiz; Türkiye&amp;#8217;de yayınlanan &amp;#8216;yabancı medya&amp;#8217;da, buna paralel &amp;#8216;kartel gazetelerinde&amp;#8217; yer aldı. Nesebi bozuklara &amp;#8220;mevzii&amp;#8221; olsun diye kasten tahsis edilen köşelerden vaveyla yükselmekte gecikmedi. &amp;#8220;Evet, evet, ne demek Türk&amp;#8217;üm, doğruyum, çalışkanım&amp;#8230; Ardından dağa taşa yazılan, Kürt&amp;#8217;ün gözünün içine sokulurcasına  &amp;#8220;Ne Mutlu Türk&amp;#8217;üm diyene&amp;#8221; demek de çok yanlış!.. Bir üniter devlette olmaz böyle şey, antidemokratik bunlar, hem de şoven, açılımların özüne, ruhuna, amacına aykırı bunlar!..

Sonra &amp;#8216;hiç umulmadık ve beklenmedik bir biçimde&amp;#8221; MİLLİ eğitim bakanı: &amp;#8220;Konu elbette tartışılabilir&amp;#8221; dedi. Ne yazık, ne ayıp ve ne büyük bir talihsizlik bu!... Haklı ve doğru tepki gösterenlerin sesi-soluğu boğuldu. Yazılmadı, yazdırılmadı. Ekranlar vatanseverlerin ve milli devlet yanlılarının yüzüne kapandı. İhanet şebekeleriyse aylarca gündemden düşmediler. 

NE MUTLU TÜRK&amp;#8217;ÜM DİYENE

Bir kere, &amp;#8220;Ne mutlu Türk&amp;#8217;üm diyene&amp;#8221; vecizesi orijinal değil, soyutlama, aslı şöyle:

&amp;#8220;TÜRK Demek: Türk&amp;#8217;çe düşünmek, Türk&amp;#8217;çe konuşmak ve Türk&amp;#8217;çe yaşamaktır. Ne Mutlu Türk&amp;#8217;üm Diyene&amp;#8221; Sözün özü ve aslı bu. (Bak: Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu / MNS) 

Vecizenin aslına ve orijinaline 1960 sonrası hiçbir yayında rastlayamazsınız.

 Atatürk&amp;#8217;ün 1924 (1928) Anayasası ile eser, hizmet ve inkılâpları da perdelenmiş; DP tarafından, 1938-1950 fetret devrinden sonra tekrar canlandırılan ve hayata geçirilen &amp;#8220;Milli Rejim Kemalizm&amp;#8221; , gizlenen, hafızalardan, hayattan ve tarihten silinmeye, inat, ısrar ve özenle unutturulmaya çalışılan bir rejim haline gelmiştir. 

AĞA BABALARINDAN ÖRNEK  

            İşte size menfaatleri uğruna 'analarını bile satarlar' denilen, de&amp;#8217;Facto haymatlos ve fiili primitiflerin hayran olduğu, 72 buçuk milletin yaşadığı, kamusal alanda İngilizceden başka bir dil kullanmanın yasak olduğu ABD&amp;#8217;de her sabah &amp;#8220;ilk, orta ve liselerde&amp;#8221; söylenen AND:...

&quot;I pledge allegiance to the flag of the United States of America, and to the Republic for which it stands: one Nation under God, indivisible, with Liberty and Justice for all&quot; 

Yani: &amp;#8220;ABD'nin Bayrağına ve o bayrağın simgelediği Cumhuriyete sadakat için AND içiyorum. Herkes için özgürlük ve adaletle, Allah'ın gözetiminde, bölünmez &amp;#8211; tek vatan&quot;

ABD kaç yaşında? 233; Osmanlı: 624, ya TC: 86, ayıp, ayıp, utanın biraz!..

NE TÜRK VE NE DE DOĞRU-DÜRÜST

Yukarda verdiğim örnekte açıkça görüleceği üzere; Neseben ve asaleten Türk, bilhassa Müslüman Türk&amp;#8217;lerde &amp;#8220;insan&amp;#8217;a ve insanlığa aykırı&amp;#8221; bir eylem, cürüm, teşebbüs ve yüzkarası suç temayülü yoktur. Çünkü, genelde zekâ düzeyi çok düşük primitif varlıklar, kripto-koza, dönme-devşirme, mason-misyoner ile Sırp-Rum-Yunan, Ermeni ve kompleks içinde kıvranan Bulgar halkları gibi kronik Türk-İslâm düşmanlarında çokça ve sıkça görülen bir hastalık bu.

Dolayısıyla &amp;#8220;dâhili bedhah&amp;#8221; (iç düşman) dediğimiz uzantılarının huyudur kötülük. 

Sosyolojik bir vakıa, ama gerçek!...

Örneğin: Genelevlerde hiç (nesepte saf ve asil) Türk kadını yoktur. 

Ülkemizi Gümrük Birliği tuzağına atmada acele ve öncülük edenler dönmedir.

NEDEN? ÖNCELİKLE 301 VE CMUK!... 

Bunu bir düşünün!.. 

Neden AB en çok CMUK üzerinde durdu? 

Niçin Türkiye, en ağır ve amansız dayatmalara CMUK nedeniyle maruz kaldı.  

Hatta bu uğurda ağır cürümler ve cinayetler işlendi? 

Ve nihayet: Ölüm cezası niçin kaldırıldı bir düşünün!..

Tabii bu bağlamda &amp;#8220;AB yanlısı olmanın&amp;#8221; ne anlama geldiğini de&amp;#8230; 

Türk insanının anlamakta çok güçlük çektiği bir meseleyi daha düşünün lütfen.

Milliyetçi (nasyonal) bir parti (MHP) nasıl AB yanlısı (enternasyonal) olabilir?

Ya millet enayi yerine konulup, fena halde kandırılmakta ya da &amp;#8220;amansız&amp;#8221; bir oyun oynanmaktadır!....Ne dersiniz? = Türk; Öğün, çalış, güven!...  

 

 ***/***** 

                                                                            İT ÜRÜR, KERVAN YÜRÜR

Mustafa Nevruz SINACI

Önce &amp;#8220;ATA&amp;#8221; sözünü iyice araştırdım. Bulgular şöyle:

1. Kökeni Kumuk Türklerine kadar dayanan, orijinali &quot;İt haplar, kervan geçer&quot; olan çok güzel bir Türk atasözüdür. İlk kez 1600&amp;#8217;lerin başlarında Muhammed Şeybâni Han'ın Divan adlı eserinde yer almıştır. &quot;ne kadar hır gür çıkarmaya, engel olmaya çalışsalar da cürümleri yetmez, bu isler olacaktır&quot; anlamına gelir. (İnternet: zamane sözlük)

Burada &amp;#8216;it&amp;#8217;; yasa, usul, ahlâk ve kural dışı, gelenek ve düzen karşıtı suç odaklarını;

Kervan: Meşru ve hukuki, kurumsal düzeni, yani &amp;#8220;devlet&amp;#8221; i simgeler.  

2. 2007 Eskişehir mitinginde RTE muhalefeti eleştirirken: &amp;#8220;Onlar çok konuşuyor ama biz çok iş yapıyoruz, içiniz rahat olsun, kervan yürür, kervan yürür!..&amp;#8221; diyerek muhalefete meşru yoldan hakaret etmiş ve kalabalığın bilinçaltına &quot;içinizden biriyim&quot; mesajını vererek seçmenine seçmen katmıştı. (İnternet: İTÜ sözlük)

Örnek analiz edildiğinde; Alın teri, el emeği-göz nuru ve bilek gücüyle çalışarak helâl kazanan, vergisini veren, namuslu-dürüst, ilkeli, onurlu ve sorumlu hayat süren &amp;#8220;iyi insan ve iyi vatandaşlar&amp;#8221; kervan ehlini; Yalan-talan, soygun-vurgun, polemik ve demagoji takımı ise iti, yani güruhu temsil etmektedir. 2008 -2009 küresel ekonomik krizi çıkaranlar da bunlardır.

Şimdi atasözünü &amp;#8216;din, iman-itikat, hak ve hakikat&amp;#8217; miyarına (ölçeğine) vuralım. 

Ortaya çıkan fotoğraf şu: Ana ve evrensel yasalara özenle uyan, adalet ahlâkı ve hukuk bağlamında meşruiyet kespeden, kul hakkı ve haramdan şiddetle, mutlaka kaçınan &amp;#8220;Namuslu, Dürüst ve Demokrat&amp;#8221; kesim &amp;#8220;hak yolunda yürüyen&amp;#8221; kervan; Başta kene, sülük, vampir, bit-pire ve domuz misal (yasa ve ahlâk dışı) mazarrat &amp;#8220;it&amp;#8221; güruhundandır.

Şimdi bir örnek daha&amp;#8230;

3. Gerçek yaşama bakıldığında dünyanın en güzel atasözü. Bakarsınız mahalle, sokak, hatta apartmanınızda bazı tipler vardır. Siz kendi başınıza yaşamak istersiniz, sevdiklerinizle parkta, bahçede gezer oynarsınız.. Derken bunlar türer gelir, onların farkına bile varamazsınız. Size taş atarlar, lâf atarlar. Adam sanıp siz de taş atarsanız, attığınız taşa yazıktır. Atmazsanız durmazlar. Durmadan bulaşırlar yağlı kara gibi. Gene taş atar. it gibi ürür dururlar. Yapılması en doğru hareket kervanı devam ettirip melâneti yok saymaktır. İşte zurnanın zırt dediği yer burasıdır. Bu itleri yok saydın mı bu sefer, it sürüsünü toplar ve dalaşmaya başlarlar. 

Bozacının şahidi şıracı hesabı birbirlerinin yalakalığını yaparak, sürü sepet saldırırlar. Ha, akıllı insan ne yapar?.Bunları kaale almaz. Bırakır havlayan havlasın&amp;#8230; Eh, itin ağzı torba değil ki büzesin. Eğer illa havlayacaksa susturamazsın. Lâf yetiştirmek adına öğrenmemişsin ki, bu saatten sonra it' çe öğrenecek değilsin!  Sen kendi yoluna devam eder gidersin. Doğrusu kervanın selameti için, &amp;#8220;İte dalaşmaktansa, çalıyı dolaşmak&amp;#8221; evlâdır. (İnternet: Eksi Sözlük) 

YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE 

Yukarda açıklanan ve örneklenen atasözümüzle adeta birebir ötüşen, onu tamamlayan ve bütünleyen bir atasözümüz daha var: &amp;#8220;Ya devlet başa, ya kuzgun leşe&amp;#8221; 

Anlamına gelince; 

1. Büyük bir zafer için her tehlikenin, hatta ölümün göze alındığını belirtir, sonunda büyük bir başarıya ulaşmak için yok olma tehlikesi bile göze alınır. (Viki sözlük)

            2. Ya devlet başa, ya kuzgun leşe' demişler. Devlet başa geçmezse leş kargaları ortaya çıkar...devlet milletimizin güvenliğini ülke asayişini sağlamak zorundadır..yaklaşık 5 yıldır asayiş ve güvenlik önemsenmemekte ve kap, kaç-kurtul anlayışı hakim olmuştur..Ayrıca, devletin başına 'Devlet' gelmez ise, ya 'Devlet' başa ya kuzgun leşe.. (antoloji Com)

KERVAN, &amp;#8220;ADALET&amp;#8221; VE &amp;#8220;MEDENİ SİYASET&amp;#8217;İ&amp;#8221; SİMGELER

Hukuk hikmetle (iyilik, insanlık, hakkaniyet), kervan meşruiyet ve adaletle kaimdir 

Başta Türk&amp;#8217;ler olmakla, vahiy kaynaklı dindar yahut lâik; hak ve lâyıkıyla &amp;#8220;hüküm-hikmet&amp;#8221; üzere devlet, millet ve yönetimlerde &amp;#8220;medeni siyasette&amp;#8221; gelenek ve gerçek budur. 

Devlet, adalet ve faziletle (hükmeden yönetim) baştadır, iktidardır; 

Kuzgun (soyguncu-vurguncu, bozguncu) it&amp;#8217;ler ve kuduz köpekler leş&amp;#8217;tedir.

İt (kötüler, harici ve dâhili bedhahlar) ulur, kervan (devlet) onur ve erdemle yürür.  

Ürüyenlerin, kervana yürüyenler arasından taraftar, yandaş ve yoldaş bulması büyük bir felâket; kervan Türkiye devlet&amp;#8217;tir;.icrayı kullanan hükümet; Her konuda ve mutlaka adaletli, itlere karşı daima tedbirli, temkini-mukavim ve teyakkuz halinde olmaya mecburdur.      

EBED-MÜDDET DEVLET: 

Amerika da çocuklar her sabah AND içiyorlar. Anaokulundan Lise sona kadar tüm öğrenciler sabahları ders öncesinde, ayağa kalkarak hazır ol&amp;#8217;da şu yemini ederler: 

&amp;#8220;I pledge allegiance to the flag of the United States of America, and to the Republic for which it stands: one Nation under God, indivisible, with Liberty and Justice for all; 

Amerika Birleşik Devletleri'nin bayrağına ve o bayrağın simgelediği Cumhuriyete bağlılık ve sadakat için AND içiyorum. Allah&amp;#8217;ın gözetiminde herkes için adalet ve özgürlük. Bölünmez, tek vatan Amerika&quot; 233 yıldır bunu yapmaktadır. Anayasalarının nihai hükmü de: &amp;#8220;Ya, Amerika&amp;#8217;yı seveceksin ya da defolup gideceksin&amp;#8221; 

Halbuki &amp;#8220;TÜRKÜM DOĞRUYUM ÇALIŞKANIM&amp;#8221; biçimindeki andımızın yanlış ve aykırı olduğunu tartışacak kadar alçaklaşır, köpekleşir, bir güruh olur, ama &amp;#8220;it ulur, kervan yürür&amp;#8221;. Devlete ve halka silâha çekmedikçe, polise taş atmadıkça, hırsızlık-yolsuzluk, anarşi, terör-tedhiş yapmadıkça &amp;#8220;itin ürüme hakkı&amp;#8221; vardır. Bu &amp;#8220;hayvan hakları ve demokrasinin&amp;#8221; doğal gereğidir. Devlet, hayvan haklarına ilişkin mevzuat ikame ederek bunların da hakkını korur. Ama güruhun &amp;#8220;insan hakları&amp;#8221; dernekleri oluşturarak ağır istismarları yanlıştır.

Bunu AB veya ABD&amp;#8217;nin it&amp;#8217;leri yapabiliyor mu? Asla ve kesinlikle hayır!.

Üstelik dünyada ne kadar ırk, din, dil ve inanç unsuru varsa ABD&amp;#8217;de hepsi var.

AB ülkelerinde de durum Amerika&amp;#8217;dan farklı değil. Sokaklar bin türlü ırkla dolu. 

ABD VE AB&amp;#8217;DE BAŞKA NE VAR? 

Meselâ ABD&amp;#8217;de gerçek anlamda demokrasi, hukuk ve bütün kurum ve kuruluşlarıyla (kendi vatandaşları için) adalet vardır. Kimse polise taş atamaz, itiraz edemez, el aldıramaz, ABD Kızılderili, İNKA veya AZTEK katliamı yaptı diyemez. Suç işlemek, vergi kaçırmak, yolsuzluk ve suiistimal &amp;#8216;devlet hariç&amp;#8217; herkse yasaktır. Devlet ise kendi ülkesinde suç işlemez, ülke dışında bütün Amerikalılara suç işlemek serbesttir. İçerde idam cezası ve adalet vardır. Polis iyi çalışır. Hukuk işler.    

OYSA AB&amp;#8217;de ölüm cezası yoktur. Başta Türkler olmak üzere bütün yabancıları yakarak, işkenceyle veya hapiste öldürmek serbesttir. Yabancıların birbirlerini öldürmelerine, sömürmelerine ve işkence etmelerine de karışmazlar. Yeter ki, asli unsura halel gelmesin.. 

Batıda, ABD&amp;#8217;de olduğu gibi demokrasi de yoktur. Türkiye&amp;#8217;ye nazaran bir tane bile lâik devlet yoktur. Örneğin bütün Avrupa da &amp;#8220;milli dil&amp;#8221; dışında, parklar ve bahçeler dâhil asla başka bir dil konuşulamaz. Avrupa&amp;#8217;ya gidecekler önce dil kursuna gitmek zorundadırlar. 

AMMA LAKİN!... Bize göre Amerika ve AB, aşırı milliyetçi, şoven, dindar ve anti-lâik (gerici, mürteci ve yobaz) olduğundan, dünya nüfusunun üçte ikisini sömürür, milletleri diledikleri gibi böler-ayırır, birleştirir-üleştir, insanlar ve halkların kaderleriyle diledikleri gibi oyun oynarlar. AB konseyi insan hakları komiseri Alman T. Hammarberg &amp;#8220;Ne mutlu Türk&amp;#8217; üm diyene&amp;#8221; demeyi ayrımcılık olarak niteler. Buna Türkiye&amp;#8217;deki it&amp;#8217;ler çok sevinirler!. İşte, Kürt sorunu, Alevi sorunu ve dersim isyanını bastırma yerine &amp;#8220;katliam&amp;#8221; diyenler bunlardandır.

NİÇİN?.. İliklerine kadar sömürdükleri, kaderleriyle oynadıkları, böldükleri ve parça-parça ettikleri devletlerde hak, adalet ve hukuk olmadığı için. Tıpkı Lord Curzon&amp;#8217;un Lozan da İsmet&amp;#8217;e dediği gibi, şimdi kuduz it&amp;#8217;ler ürümekte, kuzgun leşe çullanmakta, kervan acizlik ve şaşkınlık içinde bocalamaktadır. Oysa Türk devlet-millet geleneği: Kul hakkı, adalet ahlâkı, fazilet derecesinde Cumhuriyet ve tam demokrasi; Sorun bunların tebahur etmiş olmasıdır.

Bu gelenek 27 Mayıs isyanıyla çökertilmiş; Yürürlükten kaldırılan Atatürk anayasası ile Milli devlet ve milli siyaset çökertilmiştir. İmar-inşa, &amp;#8220;Temiz Eller&amp;#8221; ile mümkündür. .. 

 

*****////********

 

                                                               KUVVETLER AYRILIĞI İLKESİ HAKKINDA

Mustafa Nevruz SINACI

Son yedi yıl içinde bazı sözde siyasi &amp;#8216;tür&amp;#8217;lerin kuvvetler ayrılığı ilkesinden hiç bir şey anlamadıkları veyahut iktidar oldukları halde &amp;#8220;diledikleri her şeyi, istedikleri biçimde&amp;#8221; nasıl olup da yapamadıklarını bir türlü anlayamadıklarına, hayret ve dehşetle şahit olduk.

Böyleleri daha öncede vardı.

Hani şu &amp;#8216;Güneş Motel&amp;#8217;de alınıp-satılanlar, parti sahibinin zatına milyarlar, partisine milyonlar bağışlayıp &amp;#8216;parlâmenter&amp;#8221; veya &amp;#8220;politikACI&amp;#8221; olanlar!..  

Zaten 1960&amp;#8217;dan beri ülkede MİLLET-Vekili yok. Olanların kahir ekseriyeti, kendi deyimleriyle (Atatürk ve Menderes&amp;#8217;i tenzih ederek ve aflarına sığınarak yazıyorum) lider memurları. Anadolu da söyleniş biçimiyle &amp;#8220;parti sahibinin uşakları&amp;#8221; .  

Kadim hukuk ve &amp;#8220;MEDENİ SİYASET&amp;#8221; denilen Türk geleneği uyarı; yüz kızartıcı suç işlemiş &amp;#8216;gişiler&amp;#8217; millete vekil olamazlar. Vekâlet esnasında başta rüşvet, iltimas, görevi kötüye kullanma, evrakta sahtecilik, devlet ve millet işine (ihalelere) fesat karıştırma ile bu nevi &amp;#8220;alt varlıklarla&amp;#8221; iştigal ve işbirliği, kesin bir tart (yerinden söküp atma) nedeni olmuş ve bu hususta (Atatürk ve Menderes dönemleri dâhil) asla müsamaha olunmamıştır.

Şimdi etkili ve yetkili olanlar ile kendilerini &amp;#8216;Millet tarafından seçilmiş&amp;#8217; vekil sananlar, usul-edep ve ahlâk dışı bir deyimle bakış açısı, anlayış ve kavrayışlarını açıklayıverıyorlar:   

&amp;#8220;BİZİ IRGALAMAZ, HÜKMEDEN GÜÇ BİZİZ&amp;#8221;

Kuvvetler ayrılığı da ne demek oluyor? Diye devam ediyor cümleleri!... 

Açılım tartışmaları ile başlayıp tele-kulak skandalları ile alevlenen, üstüne üstlük, sıkça &amp;#8220;yeni anayasa-sivil anayasa&amp;#8221;, kanunlara ilişmeyen Anayasa Mahkemesi, &amp;#8220;kuvvetler ayrılığı&amp;#8221; adı ve ilkesi altında doğrudan yürütme erk&amp;#8217;i emrinde yargı ve yasama talepleriyle yoğunlaşan gerilim ortamında &amp;#8220;sağduyu&amp;#8221; dile geldi:   

ABDURRAHMAN YALÇINKAYA&amp;#8217;NIN AÇIKLAMASI

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, siyasi kişilerin, ''yargı organlarının açıklamalarından rahatsız oldukları'' yönündeki beyanlarının, kuvvetler ayrılığı ilkesinin göz ardı edilmesine yönelik beyanlar olduğunu belirterek, ''Siyasi çevrelerin politik çıkarlara dayalı beyanları, Anayasa'da yazılı güçler ayrılığı ilkesine aykırıdır'' dedi. 
         ''Yargıya güven ve saygı sürekli ise erdemliliktir. Siyasi kişilerin, yargı organlarının açıklamalarından rahatsız oldukları yönündeki beyanları, devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı bir medeni iş birliği ve iş bölümü olan, devlet organları arasında üstünlük anlamına gelmeyen, kuvvetler ayrılığı ilkesini göz ardı eden ve siyasi gücün her şeyin üstünde olduğu imajını veren beyanlardır. 

Hukuk devletinin gerçekleşmesini, demokratik kuralların yerleşmesini sağlayan yüksek yargı organlarına yönelik, siyasi çevrelerin politik çıkarlara dayalı bu beyanları, Anayasa'da yazılı güçler ayrılığı ilkesine aykırıdır.'' 

YCBS Abdurrahman Yalçınkaya, &amp;#8220;hukuk devletinin, siyasal iktidarın ve idarenin gücünün hukuk kuralları ile sınırlandırıldığı, kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alındığı, kişi güvenliğinin sağlandığı bir devlet modeli olduğunu anımsatarak, ceza yargılamasına ilişkin kuralların usul kuralları olmakla birlikte kişilerin temel hak ve özgürlükleri ile yakından ilgili olduğunu söyledi.

ATEİZM VE DİN TÜCCARLARI

Görünürde, olup-bitenler, Türkiye Cumhuriyeti Devleti&amp;#8217;ni taciz ve huzursuz etmeyi görev sayan bilumum dönme, devşirme, koza, kripto ve sabataistler ile Türk Ateizm tüccarları ve tüccar dinciler arasında cereyan eden bir RANT ve İKTİDAR kavgası. Bütün tarafların dayanağı ve güç kaynağı AB ve ABD olduğu için de bu mücadele çok çirkin geçmektedir. 

AKLISELİM VE SAĞDUYU SAHİPLERİ 

            Bu tartışma gerilim ve gergin geçen &amp;#8220;RADİKAL&amp;#8221; müzakere sürecinde &amp;#8220;akil insanlar&amp;#8221; aklıselim ve sağduyu sahipleri şöyle düşünüyor. Öncelikle, mutlaka: &amp;#8220;parlamenterlerin kürsü masumiyeti hariç tüm ayrıcalık, imtiyaz ve dokunulmazlıklar, memurin muhakemat kanunu dâhil mutlaka ve derhal kaldırılmasını, acil hale gelen &amp;#8220;seçimlerin temel hükümleri&amp;#8221; ve &amp;#8220;siyasi partiler&amp;#8221; kanunlarının &amp;#8220;akıl, adalet, mantık ve kamu vicdanı&amp;#8221; esas alınarak değiştirilmesini dile getiriliyor. Bu kesimin &amp;#8220;olmazsa olmaz&amp;#8221; tarzında üzerinde durduğu konu şu:

            Türkiye de bir &amp;#8220;HESAPLAŞMA ve YÜZLEŞME&amp;#8221; zorunlu hale gelmiştir!.. 

Fakat bu cenahı dinleyen de yok, yazıp-söylediklerine aldıran da...

YASALARIN DEĞİL KAFALARIN DEĞİŞMESİ LAZIM!.... 

Şimdi biraz gerilere, bir-kaç yıl öncesine doğru gidelim ve &amp;#8220;yasaların değil/kafaların&amp;#8221; değişmesi gereğine dair, söz, söylem, yorum ve yayınlara bakalım. 

Daha bir yıl önce ülkede en çok tartışılan konu; Erkler, yani kuvvetler ayrılığı prensibi idi. Daha o zaman güçler savaşı başlamamıştı. 

Bu önemde Türkiye&amp;#8217;de müthiş bir duyarsızlık, sorumsuzluk, kaygısızlık ve daha da vahimi; Muhtemelen kasıtlı ve art niyetli bir entelektüel cehalet; Yahut şuur-bilinç kaybı veya bazı dahili bedhahlar ile bunların doğal uzantıları olan dış güçler güdümünde bir &amp;#8220;körler ve sağırlar birbirini ağırlar&amp;#8221; diyalogu yaşandı.
            BİRİLERİ ŞÖYLE DİYORDU: 

&amp;#8220;Türbana ret çıkmasaydı üniversiteler okunmaz hale gelirdi. Bir hakem lazımdı, mahkeme o görevi üstlendi. 1960'ta meclis bizi halk seçti, ne istersek yaparız diyordu. Şimdiki gibi Anayasa Mahkemesi olsaydı, ihtilal olmadan halledilirdi...1960 İhtilali böyle bir imkân olmadığı için geldi. O zaman da Meclis, &amp;#8216;Bizi millet seçti. Ne istersek yaparız&amp;#8217; anlayışındaydı..Yanlış hesap Bağdat&amp;#8217;tan döner. Bu, kapatmadan çok daha önemli bir karar. Kapatırsın yeni parti kurulur ama bu, çok uzun vadeli tarihi bir karardır.. Türkiye bir hukuk devleti. Herkes bunu kabullenmeli. Bu karar olmasaydı üniversitelerde okunmaz hale gelinirdi. Hukuk söylüyor. Herkes kabullenecek. Bir hakem lazımdı. Mahkeme bu görevi üstlendi. Medeni tavır, hukukun verdiği bu karara saygı gerektirir. Anayasa Mahkemesi ne o tarafın ne bu tarafın; devletin. Onun dediğine herkes uyacak. Ne kadar ağır olursa olsun zorluklar aşılır. Demokratik sabır istiyor. Yalnız meşru zeminde kalmak şartıyla&amp;#8221;

            Yukarıdaki sözler, öyle sıradan bir insana ait değil. Bu sözlerin sahibi, bu ülkenin son elli-altmış yılında şu veya bu şekilde imzası bulunan 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel&amp;#8217;e aittir. O Demirel ki; Türkiye&amp;#8217;nin çok partili döneme geçtiği ve pek çok yazar tarafından &amp;#8220;Beyaz İhtilal&amp;#8221; diye anılan Demokrat Parti&amp;#8217;nin iktidara gelişinden beri hedefte bir yerlerde olan adamdır. 1950&amp;#8217;deki Beyaz İhtilali saymazsak, 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 27 Nisan olmak üzere toplam 5 ihtilalin veya post-modern müdahalenin bazen tam ortasında, bazen de biraz kenarında kalmış bir adamdır. Kendi tabiriyle 7 kere gidip, 8 kere gelmiştir. İslam Köy&amp;#8217;deki Demokrasi Müzesi&amp;#8217;ndeki fötr şapka şeklindeki kubbeler böyle diyor çünkü...

            (S. Demirel, yukarıdaki sözleri 07.06.2008 Akşam gazetesi Ankara temsilcisi İsmail Küçükkaya&amp;#8217;ya vermiş olduğu mülakatta dile getirmiştir.) (1).

            BÖYLE YORUMLAR YAPILDI: 

            &amp;#8220;Sayın Demirel&amp;#8217;in bazı sözleri elbette abartılıdır. Ancak özünde ve genelde haklıdır bu sözler. Bir siyasi birikimin ve tecrübenin eseri olduğu kesindir. Dolayısıyla dikkate alınacak türden sözlerdir bunlar. Özellikle &amp;#8220;Türbana ret çıkmasaydı üniversiteler okunmaz hale geldi&amp;#8221; şeklindeki sözleri, elbette çok abartılı ve maksadını aşan sözlerdir. Yakın geçmişte başbakanla girmiş olduğu polemik sırasında türbanlı öğrenciler için söylediği &amp;#8220;O zaman Arabistan&amp;#8217;a gitsinler&amp;#8221; şeklindeki sözleri kadar absürttür bu sözleri.

            Demirel de kabul eder ki; ortalıkta bir başörtüsü sorunu vardır ve bu sorunu çözecek de yine devlettir. (Çözülmedi) Zira devlet odur ki; vatandaşlarının sorunlarını çözmek için vardır. Başörtüsüne, çarşafa, peçeye, burka&amp;#8217; ya ve Başbakan&amp;#8217;ın tabirince diyecek olursak; &amp;#8220;velev ki siyasi simgeye yol açmamak için mi izin vermiyorsunuz? O zaman siz henüz devletleşme sürecini tamamlayamamışsınız demektir. Bu konuda kabul edilebilir haddi aşanlar mı çıkacak? O zaman tutar kulağından atarsınız kampüs dışına! Zira siz devletsiniz&amp;#8221;

 

**///**********

            KUVVETLER AYRILIĞI İLKESİ HAKKINDA (2)

Mustafa Nevruz SINACI

1924 (28) anayasa döneminde problem yoktu

            &amp;#8220;Bu bağlamda, bazı istisnalar hariç genel yapı ve kurulum bağlamında mükemmel bir Anayasa (1981) göz ardı edilmekte, kanunlar hukuk kavramının dışında cebri yaptırım gücü olarak algılanmakta ve bu mantıkla uygulanmaktadır.

Bundan daha iyisi ve en iyisi 1924 (1928) Anayasası idi.. (02-17 Kasım arası yazılı ve görsel medyada en çok telâffuz edilen konu) Süreçte rezaletin kamuflajı uğruna objektif bilim, adalet ahlâkı, bağımsız ve tarafsız hukuk, kelimelerin kavgası ve kavram kargaşasına kurban edilmekte topluma &amp;#8220;aydın&amp;#8221; yakıştırmacası ile lanse edilen köşe başı Donkişotları, yıllardır ülkemizde alenen uygulanan psikolojik savaş taktiklerine muadil hayali hedefler yaratmakta ve düşman adına kılıç salladılar.

Tahribatın hedefi yalnız kutsal insan unsuru, iyi insan ve iyi vatandaş değildi!.

Bilakis; Anayasa, adalet, hukuk, ahlâk, iktisat, eğitim, bilim, kültür ve savunma&amp;#8230;

Milli refleksler dâhil, bütün değerlerimiz bir-bir yok edilme tehdidine maruzdu..

ÖNCE ANAYASAYA BİR BAKALIM:

Yasama Yetkisi: &amp;#8220;Türk milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.&amp;#8221; (madde: 7) Yürütme (icra) Yetkisi ve Görevi: &amp;#8220;Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasa ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.&amp;#8221; (madde: 8) Yargı Yetkisi: &amp;#8220;Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.&amp;#8221; (madde: 9) 

EGEMENLİK: &amp;#8220;Kayıtsız şartsız milletindir. Türk Milleti egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz. (madde: 6) 

EŞİTLİK: &amp;#8220;Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar. (10)

ANAYASANIN BAĞLAYICILIĞI VE ÜSTÜNLÜĞÜ: 

Anayasa hükümleri, &amp;#8220;yasama&amp;#8221;, &amp;#8220;yürütme&amp;#8221; ve &amp;#8220;yargı&amp;#8221; organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan &amp;#8220;TEMEL HUKUK&amp;#8221; kurallarıdır. Kanunlar Anayasa&amp;#8217;ya aykırı olamaz.

OBJEKTİF NORM VE KRİTER:

Bir milletin siyasi alın yazısında mevki sahibi olabilmek için, onun ihtiyacını görebilmek ve onun kudretini takdirde ehliyet sahibi olmak birinci şarttır. (Gazi Mustafa Kemâl Atatürk (1927) 

BİR DE UYGULAMAYA BAKMAK GEREK!

Şimdi, yaşanan gerçekler ile millet iradesi çerçevesinde yapılması gerekenlere bakınız! 
Meselâ: Türkiye Büyük Millet Meclisinde usul, esas ve ahlâka uygun olarak millet tarafından belirlenmiş kaç milletvekili var? Var olanların kaçı millet adına hareket etmekte ve Anayasanın 7. maddesinin amir hükmüne uymuş olarak &amp;#8216;bütün hak ve yetkilerini&amp;#8217; tefessüh etmiş &amp;#8216;parti sahibi sultasına&amp;#8217; devretmemiş bulunmaktadır?

Yürütme yetkisi TBMM üzerinde vesayet ihdas etmiş midir? Yoksa etmemiş midir?
Anayasa Mahkemesi ve diğer yüksek yargı (mahkeme) başkanları ile Cumhuriyet Baş Savcıları her vesile ile hukukun bağımsızlığından söz etmektedirler. 

PEKİ; Adalet ve hukuk aynı zamanda mutlak eşitlikçi ve &amp;#8220;BAĞIMSIZ&amp;#8221; değil midir?
Yukarda özellikle yazdığım TC&amp;#8217;nin kurucusu Atatürk&amp;#8217;ün vecizesi ile Anayasanın amir hükümleri doğrultusunda &amp;#8220;Yargı-Yasama-Yürütme&amp;#8221; sadece ve yalnızca &amp;#8220;millet adına&amp;#8221; tam bir eşitlik, adalet ahlakı ve hukuk perspektifinde halka hizmet etmek zorunda mıdır? 

            &amp;#8220;Bir Bilen&amp;#8221; in tespit, teşhis ve çözüm önertileri; devamla: 

            &amp;#8220;Ancak Süleyman Demirel&amp;#8217;in dile getirdiği &amp;#8220;...Türkiye bir hukuk devleti. Herkes bunu kabullenmeli... Herkes kabullenecek. Burada bir hakem lazımdı. Mahkeme bu görevi üstlendi. Medeni tavır, hukukun verdiği bu karara saygı gerektirir. Anayasa Mahkemesi ne o tarafın ne bu tarafın; devletin. Onun dediğine herkes uyacak. Ne kadar ağır olursa olsun zorluklar aşılır. Demokratik sabır ister. Yalnız meşru zeminde kalmak şartıyla...&amp;#8221; şeklindeki sözlerinin altına ben de imzamı atıyorum. Elbette Türkiye bir hukuk devletidir ve herkes hukukun üstünlüğünü kabul etmek ve hukukun verdiği kararlara uymak zorundadır. Aksi, anarşizm demektir! 

            Bu bakımdan TBMM Adalet Komisyonu Başkanı AKP&amp;#8217;li Ahmet İyimaya gibi adamların, &amp;#8216;Anayasa Mahkemesinin kararlarını askıya alalım&amp;#8217; şeklindeki önerisini ciddiye bile almamak gerekir. Aksi durumda, kendi elinizle askeri darbeye ve ihtilale davetiye çıkarmış olursunuz. İşte bu noktada hemşehrim Osman Durmuş&amp;#8217;u şiddetle alkışlıyorum. Televizyonların dün akşamki haberlerinde gördük, kendisine mikrofonu uzatarak Ahmet İyimaya&amp;#8217;nın &amp;#8220;Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının gerektiğinde veto edilmesine imkân tanıyacak biçimde düzenleme yapılması&amp;#8221; önerisi hakkındaki değerlendirmesini oran muhabirlere kısa ve net cevap verdi çünkü: &amp;#8220;Bu maya değişmelidir!&amp;#8221;(2). 

Değiştirilmesi gereken şeyin, bozulan, kokuşan, özelliğini yitirip işlevini göremez hale gelen, işe yaramayan şey olduğu dikkate alınırsa; Sayın Durmuş&amp;#8217;un ne demek istediği kolayca anlaşılabilmektedir. Kırıkkale&amp;#8217;nin, AKP&amp;#8217;li Milletvekili Vahit Erdem bile partisinin yanlış yaptığını söylüyorsa(3) MHP Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş&amp;#8217;a haydi haydiye hak vermek gerekir diye düşünüyorum.

Ayrıca, &amp;#8220;Evet, gücünü milletten alan ve tamamı, seçilmişlerden oluşan Meclis, ya 9 üyeyi tutuklatıp yargılatmalı veya cüppeliler darbesine boyun eğip; &amp;#8216;Meclis'in işlevi kalmadı&amp;#8217; diyerek istifa&quot; etmelidir!.. Meclis'in kapısına kilit vurulmalı, anahtarı da; Yüce 11'ler Meclisi haline gelen Anayasa Mahkemesi'ne teslim edilmelidir!..&amp;#8221;(4) diyerek hoyratça davranan, bol keseden yiyip işkembeden sallayan Hasan Karakaya gibi adamlar, tam da babasının oğlu olarak gördüğümüz MHP&amp;#8217;li Deniz Bölükbaşı&amp;#8217;nın da dediği gibi(5) mutlaka tıbbi gözetim ve psikolojik tedavi altına alınmalıdırlar. 

Tabi &amp;#8220;Başörtüsünü bir tarafa bırakın, ortaya çıkan bu son durumla demokrasi ve hukuk devleti artık Türkiye&amp;#8217;ye Kaf Dağı&amp;#8217;nın arkası kadar uzaktadır. Erdoğan&amp;#8217;ın ve AKP&amp;#8217;nin yapacağı tek bir şey vardır; milletvekilliklerinden istifa etmek ve sine-i millete dönmek. 

MHP&amp;#8217;nin de yapması gereken budur. 

Gerisi laf-ü güzaftır.&amp;#8221;(6) diyerek ailesinin başına gelenleri ve babasının 27 Mayıs ihtilaline çanak tutmasını unutmuşa benzeyen Aydın Menderes de öyle. 

O Aydın Menderes ki; &amp;#8220;Başbakan Erdoğan ve AKP deneyimsizliği, beceriksizliği ve içi boş gururuyla yargının yasama organının elini kolunu sıkıca bağlamak için ellerini ovuşturarak beklediği fırsatı altın bir tepsi içersinde yargıya sunmuştur.&amp;#8221; (7) diyerek gerçek suçu ve suçluyu ortaya koyduğu halde, hiç çekinmeden ortamın daha da gerilmesini teklif edebiliyor. Gurur denilen şey, insanların genetik kodlarında olsa gerekir... &amp;#8220;

Buraya bir parantez açalım ve önemli hatırlatmalar yapalım:

YOKSA!..  İKTİDAR, MEŞRUİYET VE ADALET

&amp;#8220;Gazetemizin dünkü nüshasında yayınlanan &amp;#8220;Nedir bu kuvvetler ayrılığı ve ne değildir&amp;#8221; başlıklı makalemizde irdelediğimiz kuvvetler ayrılığı 61 Anayasası ile kuvvetler birliği yerine ikame edilmiş olup; Devletin daha sağlıklı, adaletli, vatandaş hakları ve hukuk normlarına uygun bir zeminde yürütümünü esas almıştır. Yani hedef: Meşruiyet ve adalettir. 

Oysa Sistemin amaçlanan iyi niyetin ötesinde farklı bir gelişme gösterdiğini, zaman içinde yasal (meşru erk, Anayasal güç) kavramının dışına taştığını ve birbirlerini denetleyen onurlu ve sorumlu kurumlar yerine; İktidarı ve iktidar (devlet) nimetlerini paylaşma ve/veya yekdiğerini yıpratma, ikame etme biçimine iblağ etmeye yöneldiğini göstermiştir. Bu durum yargıda siyasallaşma, kutuplaşma, adalet ve objektif hukuktan uzaklaşma gibi kronik sorunları beraberinde getirmiş; Yasama ve yürütme de ise hızlı bir yozlaşmaya neden olmuştur. 

 

****////*********

KUVVETLER AYRILIĞI İLKESİ HAKKINDA (3)

Mustafa Nevruz SINACI

SONUÇ: Lider (parti sahibi-sulta-vesayet) tasallutunda halktan kopuk, kitle dışı aleni dikta ve despotize siyaset kurumları, iktidarın şahsında AB güdümüne teslimiyet. Dahası talihsiz GB Antlaşması kapsamında hükümranlık hakkından ödün&amp;#8230; Şimdiyse sürecin adeta bir parçası biçim kapatma davası. Meselenin özü aynı: Kuvvetler ayrılığı ilkesinin Anayasa, yürürlükteki yasa, adalet ve hukuk sistemi dışına çekilmek suretiyle uğradığı travma. 

AHMET İYİMAYA&amp;#8217;NIN SÖZLERİ VE ÖNERİSİ

Ahmet İyimaya&amp;#8217;nın teklifi, gerçekten de dikkate değer bir teklif değildir. Bu tür öneriler, daha doğrusu bu tür önerilerin hayata geçirilmesi, yeni yeni gerginliklerin doğmasına sebep olur. Kuvvetler Ayrılığı ilkesini, Kuvvetler Çatışması haline getirmekten, sonuçta antidemokratik gelişmelere sahne olmasından başka hiçbir işe yaramaz. 

Bununla birlikte TBMM Başkanı Sayın Köksal Toptan tarafından dile getirilen ve başta kendi partisi olmak üzere, tepkiyle karşılanan Cumhuriyet Senatosu fikrini, ben oldukça mantıklı buluyorum. Zira seçkin kişilerden oluşacak böyle bir meclis, çoğu taşra politikacılığından ve delege oyunlarıyla gelen kişiler olan Millet Meclisi&amp;#8217;nin yapmış olduğu yasaları bir kez daha inceler ve böylece, belki de Anayasa Mahkemesine fazla iş düşmemiş olur. Böylece Kuvvetler Ayrılığı prensibine işlerlik kazandırılmış ve &amp;#8220;Anayasa Mahkemesi siyasi kararlar veriyor, yargı yasamanın görev alanına müdahale ediyor. 11 kişi 550 kişinin çıkarmış olduğu bir yasayı yok hükmünde sayabiliyor&amp;#8221; şeklinde yapılan yaygaraların da nispeten önüne geçilmiş olur. Bunun neresi kötüdür? Üstelik bu ikili meclis uygulaması, başta ABD, İtalya ve İngiltere olmak üzere pek çok batı ülkesinde de bulunmaktadır. 

YA, MEHMET ALİ BİRAND?..

            Mehmet Ali Birand&amp;#8217;ın her söylediğine inanmasam da, şu sözlerine az veya çok hak vermiyor değilim:

            &amp;#8220;...Madalyonun bir de diğer tarafına bakalım. AKP bu ülkeyi yönetecek olan bir parti konumunda kalacağına göre, bugün gerçekleştiremediği türban girişimini veya din motifleri taşıyan diğer politikalarını ilerde yeniden gündeme getiremez mi? 

Bugünkü yapıyla bir yere varamayacağını gördüğüne göre, şimdi sil baştan yepyeni bir Anayasa hazırlayıp, onu da referandum aracılığıyla kabul ettirip, istediği her şeyi istediği gibi değiştirecek bir ortam yaratamaz mı ? Bir süre sonra, Anayasa Mahkemesi üyeleri değişecek ve yerlerine farklı düşüncedeki insanlar atanacaktır. Aynı şekilde rektörler de yavaş yavaş değişmeyecek mi?

Eğer gerçekten böyle zıtlaşma, zorlama yoluna gidilirse -ben Erdoğan&amp;#8217;ın böyle bir eyleme gireceğini sanmıyorum, daha doğrusu düşünmek dahi istemiyorum- işte o zaman felaket tamtamları çalınır ve o zaman son savunma topları devreye girer. Bu defa başka çocuklar harekete geçer.

Bu da Türkiye&amp;#8217;nin kaosa girmesi demektir.

Bu olasılıkta ben bir iç savaş dahi öngörüyorum.

Bundan dolayı, çok gecikmeden bir uzlaşı yolu bulunmalı.&amp;#8221;(8) (9) 

            Bir yandan bu tartışmalar yapılır ve yaşanırken, diğer taraftan da AKP hakkında adeta sonucu bilinen-beklenen ve &amp;#8216;bütün safahatı ile&amp;#8217; bir oyun-senaryo mesabesinde o meşhur dava,  &amp;#8220;kapatma davası&amp;#8221; başladı. 

            O DÖNEM AÇILAN KAPATMA DAVASI

            Hiç kuşkunuz olmasın ve kaygı duyulmasın ki; sanılan ve söylenenin aksine Ak Parti kapanırsa kesinlikle bölünmeyiz. Aksine AKP bölünürken adalet ve hukuk sistemi uygulanıp yerleşeceği için milletçe bütünleşip devleti güçlendirebiliriz. Sürece ilişkin kesite bir bakalım:
AKP, YCBS&amp;#8217;nın kapatma istemine karşı hazırladığı savunmasını 30.4.2008&amp;#8217;de genel başkanı RTE imzası ile Anayasa mahkemesi Başkanlığına sundu. İncelenirse görülecektir ki; savunma tamamen &amp;#8216;bu davanın hukuki değil siyasi olduğu&amp;#8217; hususunun ispat edilmesi üzerine kuruludur. 

Bir bakıma AKP savunma ile adeta altı yıldan beri yönettiği ülkemizde hukukun siyasallaştığını ispat etmeğe çalışmış, bir başka deyişle hukukun olmadığını ikrar ederek ülkeyi içine düşürdüğü durumu tasvir ederek mezkür savunması ile adeta hukuka &amp;#8220;gelin beni kapatın&amp;#8221; diye çağrıda bulunmuştur. İşte savunmadan birkaç çarpıcı cümle; 

&amp;#8220;Hukuk alanında keyfilik, kişisellik ve sübjektiflik, iddianamede görüldüğü üzere gerçeklikten uzaklaşmaya ve hukuk standartlarının örselenmesine yol açmaktadır. Hukuk alanında olguların doğru algılanamaması, çarpık bir okuma sonucu gerçeklerle ilgisi olmayan sonuçlara ulaşılmasının hepimiz için telafisi imkânsız zararlar doğuracağı açıktır.

-Bu iddianame hukuk sisteminin en temel karakteri objektiflik, nesnellik, nedensellik ve rasyonelliğe dayanmamakta; en iyimser yaklaşımla bir algılama sorununun varlığını ortaya koymakta; Partimiz hakkında hazırlanan iddianame, baştan aşağı gerçekleri tersyüz eden, değerleri ve kavramları birbirine karıştıran, dahası koruyor gibi göründüğü ilkelere zarar veren ön yargılı bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Bu iddianamenin gerçekte olup bitenle bir ilgisi bulunmamaktadır.

-Bu dava maalesef ülkemiz ve milletimize ağır ekonomik-siyasi bedeller ödetebilecek bir süreci başlatmıştır. Davayla hukuk sistemimiz zarar görmektedir. Hukukun siyasallaştığı düşüncesi, vatandaşların hukuka karşı güven duygusunu zedelemekte; Demokrasimiz ülkemiz ve milletimiz zarar görmektedir. Siyasi-ekonomik istikrarın tahrip edilmesi ülkenin ve halkın fakirleşmesi demektir. Türkiye&amp;#8217;ye onlarca yıl kaybettirmeye kimsenin hakkı olmamalıdır. Davayla Devletimizin bütünlüğü zarar görmektedir&amp;#8221; denilmekte. 

Ancak sürece rağmen esasa müteallik Anayasa değişikliği, yeni Anayasa, hattâ baskın- erken bir seçim bile telâffuz edilebilmektedir. Bu adeta bir &amp;#8216;meydan okuma&amp;#8217; ve haddini aşan güç gösterisidir. Amma adil değildir. Dolayısıyla iktidar partisi, gerçek güç ve kuvvetin adalet olduğunu bilmeli ve bu evrensel gerçeğin artık farkına vararak, hiç olmazsa şu andan itibaren hak-hukuk ve adalet yoluna girmelidir. Velev ki, bu yol hayırlara vesile olabilir!.. 
            NETİCEYE DOĞRU!..

            Halk arasında yaygın kanaate göre; &amp;#8220;Kuvvetler ayrılığı aslında demokrasinin gereği olarak düşünülmüş ve başbakanların krallaşmasını önlemek amaçlı yapılmıştır. Fakat bir kralı, despot ve mütehakkimi önleyelim derken milletin başına 5 kral icat edilmiş gibi bir durum ortaya çıkmıştır. Bakın hele ne haldeyiz?.Demokrasi bizde adı var kendi yok türünden&amp;#8221;

BİR &amp;#8220;AYDIN YAKLAŞIMI&amp;#8221; .

            Demokratik parlamenter sistemlerinin en temel özelliği olan &amp;#8220;kuvvetler ayrılığı&amp;#8221; ilkesini 1923&amp;#8217;lü yıllardan 2000&amp;#8217;li yıllara kadar ağır aksak tanımlamamız mümkündü. Bu kronolojik aralıkta, yer yer sistem meclis hükümeti sistemine, oligarşiye, militarizme, yargı devletine, teknokrasiye meyil gösterse de, bu gün için, kuvvetler ayrılığının fil ayakları olan yasama yürütme ve yargı erkleri cumhuriyet sonrası klasik tanımlamasını oldukça aşmış çizgisinden oldukça şaşmış durumdadır.

            BU GÖRÜŞE GÖRE:

            Bu Günkü Kuvvetler Ayrılığının Determinantları:

            1. Yasama: Silik olmasının yanında dominant parti başkanları sultasında inleyen ezik milletvekillerinden oluşan topluluk.

            2. Yürütme: Aşırı Otoriter ve antidemokratik kral tipli başbakanın emri altında ve dağıtım yapılan maddi manevi avantaya fitlenmiş teknokrat kadro kitlesi.

            3. Yargı: Cemaat disiplini veya hiyerarşisi sistemine kitlenmiş, sıradışı olana karşı oldukça allerjik, medyaya karşı aşırı duyarlı, çoğunlukla otoriteye itaatkar psikonevrotik bakış açısının bileşke kuvvetine göre hareket eden erk. 

            ./. 

 

 

 

            Kaynaklar:

            01- bkz. http://www.aksam.com.tr internet adresinde bulunan 7.6.2008 tarihli ve &amp;#8220;Böyle bir imkân olsaydı 1960'ta ihtilal yaşanmazdı&amp;#8221; başlıklı röportaj.

            02- bkz. http://www.cafesiyaset.com isimli internet sitesinde bulunan 9.6.2008 tarihli ve &amp;#8220;MHPli Durmuş'tan imalı gönderme&amp;#8221; başlıklı ve Kemal Doğan imzalı özel haber, ayrıca bkz. http://www.ihlassondakika.com/detail.asp?id=35476 internet adresinde bulunan aynı haber.

        03- bkz. Kırıkkale&amp;#8217;de yayın yapan Bayrak isimli gazetenin muhabiri Murat Bulut&amp;#8217;a vermiş olduğu mülakattan alıntı yapılarak http://www.forumneuro.com isimli internet sitesinde yayınlanan &amp;#8220;Vahit Erdem partisini yerden yere vurdu&amp;#8221; başlıklı haber.

            04- bkz. http://www.vakit.com.tr internet adresinde bulunan 9.6.2008 tarihli ve &amp;#8220;Hukuk Öldü... Toprağı Bol Olsun&amp;#8221; başlıklı makalesi.

            05- http://haber.gazetevatan.com internet adresinde bulunan 10.06.2008 tarihli ve &amp;#8220;MHP'den Vakit yazarına sert tepki&amp;#8221; başlıklı haber.

            06- bkz. Aydın Menderes &amp;#8220;Karar&amp;#8221; başlıklı makalesi,  Halka ve Olaylara Tercüman Gazetesi, 9.6.2008.

            07- Aydın Menderes, aynı makale.

            08- 10.06.2008 tarihli Milliyet ve Posta gazetelerinde bulunan &amp;#8220;Ne AKP durdurulabilir, ne de AKP istediğini yapabilir&amp;#8221; başlıklı makalesi.

            09- 10.06.2008 Ömer Sağlam

            10- Mustafa Nevruz SINACI, Türkiye de &amp;#8220;kuvvetler ayrıklığı yok, ilke geçerli değil&amp;#8221;

 

=========================================== 

 

e.POSTA        : gercek.demokrat@hotmail.com
WEB               : http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com,
POSTA           : PK, 118 [ 06 442 ] Yenişehir/ANKARA
NOT               : Kaynak göstermek şartıyla yazılar yayına izinlidir. 

]]></description>
        <pubDate>Thu, 10 Dec 2009 23:25:39 +0100</pubDate>
        <category>Köşe Yazıları</category>
      </item>
    </channel>
  </rss>
