|
Anket

|
|
Çevrimiçi Ziyaretçiler: 5
Çevrimiçi Üyeler: 0
Toplam Üye Sayısı: 376
En Yeni Üye: TurkYildizi
|
Şehit Aileleri Derneğine Online Başışta Bulunmak İçin Resmi Tıklayın.
 |
|
| Şehit babasına cevap verin! |

Şehit babasına cevap verin!
Bu savaş niye yapılıyor?
Bu sözler Tokat'ın Reşadiye ilçesinde şehit düşen Cengiz Sarıbaş'ın babasına ait. Acılı baba 25 yıldır sorduğumuz bu soruya yanıt arıyor ve devam ediyor:
" Bu vatan için herkes şehit olabilir. Ama karşımıza bir devlet çıksın. Bir devlet olsun. Savaşalım, hepimiz savaşalım. Bu savaş niye yapılıyor? Boş, anlamsız bir savaş. Savaşı yapanlar da bu ülkenin çocukları, ölenler de bu ülkenin çocukları. Kurşun sıkanlar da bu ülkenin çocukları.''
Geçmişten günümüze tüm siyasilerin bu babanın sorusuna verecek cevapları olduğunu sanmıyoruz!..
**
Türkiye coğrafi konumu nedeniyle Batılı emperyalistlerin her zaman iştahını kabartan bir ülke konumundadır. Tarihe, özellikle de Osmanlı tarihine baktığımız zaman bu sorunların yeni çıkmadığını görmekteyiz. Binlerce yıl çeşitli kültürleri bağrında barındıran Anadolu bu zenginliğini pahalı ödemiştir ve ödemeye de devam etmektedir.
Her karış toprağının şehit kanlarıyla sulanması nedensiz değildir...
Osmanlı İmparatorluğu'nun zayıflamasını fırsat bilen emperyalist ülkeler derhal harekete geçmiş ve sosyal, ekonomik, siyasal ve kültürel oyunlarını sahneye koyarak imparatorluğun çöküşünü hızlandırmışlardır. Sevr Antlaşması ile son darbe vurulmak üzereyken Mustafa Kemal bu oyunları bozmuş ve Osmanlı İmparatorluğu tarihe karışırken genç Türkiye Cumhuriyeti doğmuştur.
Osmanlı'dan miras kalan çok kültürlü yapı Cumhuriyetin Ulus Devlet yapısıyla bütünleştirilmeye çalışılmıştır. Cumhuriyet'in kurucularının "ulus” anlayışı etnik kimliğe dayanmayan bir "siyasi birlik” anlayışıydı. Laiklik anlayışı ile de tüm inançlara karşı tarafsız bir tutum takınmayı tercih ettiler. Bunda da büyük ölçüde başarılı oldular ancak karşılarında çok büyük bir engel vardı;
Geri ve borçlu bir ekonomi.
Tüm bu olumsuz koşullara ve dünyada yaşanan büyük ekonomik krize rağmen inanılmaz dev adımlar attılar. Bugün bu ülke hâlâ ayakta duruyorsa o yıllarda atılan sağlam temeller nedeniyledir.
Ne yazık ki Türkiye 1938'den sonra iyi yönetilememiştir. Sanayileşmesini, modernleşmesini ve demokratikleşmesini tamamlayamamıştır. Gelişmekte olan bir ülke konumundan çıkamamış, çoğulcu ve katılımcı bir politik anlayış yerleşmediği için de politikayı meslek edinen, çıkarcı, iş bitirici, köşe dönücü, dinci, cemaatçi, yandaş, yoldaş, partidaş, ihale takipçisi, vb siyasiler suyun başından eksik olmamışlardır.
Ülkenin Batısı özellikle "taşı toprağı altın" olarak görülen İstanbul açgözlülerin elinde plansız, alt yapısız, hoyratça gelişirken diğer bölgeler başta Doğu ve Güneydoğu (birkaç ilimiz hariç) olmak üzere ihmal edilmiştir. Ekonomisi dışa bağımlı Türkiye'de bölgeler arasında gelir dengesi kurulamamış, küçük bir zümre pastanın çok büyük bir bölümünden pay alırken, büyük yığınlar çok küçük dilimlerle idare etmek zorunda kalmıştır. Eğitimde fırsat eşitliği sağlanamamış, halkın büyük çoğunluğu cahil bırakılmıştır. Ekonominin lokomotifi özel sektör her devirde yüksek vergi ve işçilik maliyetleri ile ezilmiş, tarım kesimi ise görmezden gelinmiştir. 1980 sonrası iktidarlar döneminde ise 12 Eylül darbesinin baskıcı ve yıkıcı etkileri sonucunda sendikalar etkisizleştirilmiş, işçi kesimi sindirilmiş, gençlik siyasetin dışına itilmiştir. Üretim neredeyse terk edilmiş, tarım kesimi öldürülmüş, tüketime dayalı bir toplum oluşturulmuştur. Ülke küresel sermayelerin elinde bir ithalat cenneti haline getirilmiş, büyük reklam kampanyalarıyla halka borçlanarak tüketme alışkanlığı kazandırılmıştır.
IMF, ABD, AB ve Dünya Bankası marifetleriyle Türkiye borçtan kurtulamamış, ithalat-ihracat dengesini kuramamış, dışa bağımlı bir ekonomik düzen nedeniyle ülke bağımsızlığını kaybetmiştir. Son yıllarda uygulanan düşük kur-yüksek faiz politikaları nedeniyle yabancılar için Türkiye bir sıcak para cenneti olmuştur. Üretim kısılmış, milli değerler, bankalar ve topraklar yabancılara değerinin altında satılarak bütçe açıkları kapatılmaya çalışılmıştır.
Bir taraftan borçlandırılan Türkiye diğer taraftan da ideolojik, etnik ve dinî kesimlerinin kışkırtılması sonucunda kargaşa (kaos) ortamlarından kurtulamamıştır. Kurt dumanlı havayı sever misali ülke üzerine çöken gri bulutlar terörü yaratmış, maddi kayıp ile birlikte binlerce vatan evladı toprağa verilmiştir. Bölücü Terör örgütü Müslüman ülkelerde dâhil olmak üzere komşularımız, dost (!) ve müttefik (!) Batılı ülkeler tarafından maddi ve manevi olarak büyük ölçüde desteklenmiştir. Türkiye terör konusunda üye olduğu NATO ülkelerinden de en ufak bir destek görmemiştir. Bitmeyen terör ülkenin kıt kaynaklarının küresel silah baronlarına akmasını sağlamıştır. Kısaca ülke terör konusunda dünya da yalnız bırakılmıştır.
1938'den sonra iş başına gelen iktidarlar her yönden güçlü bir Türkiye yaratamamış, halk bir türlü huzura ve refaha kavuşamamıştır. İkinci Dünya Savaşı'nda iki atom bombası yiyen Japonya, hezimete uğrayan Almanya aynı sürede dünyanın sayılı ekonomileri arasında yer almış, ancak Türkiye bir türlü gelişmekte olan ülkeler kategorisinden kurtulup, sağlam bir ekonomik yapıya kavuşamamıştır.
Türkiye'de siyaset günü kurtarmak üzere uygulanmış, Batılı devletlerde olduğu gibi uzun soluklu politikalar oluşturulamamıştır. Bunun sonucunda da her iktidar kendi devrini yaratmıştır.
Başta Rusya olmak üzere Batılı ülkelerce doğurtulup Osmanlı'nın kucağına bırakılan ve miras yoluyla da Türkiye Cumhuriyeti'ne geçen Kürt ve Ermeni sorunları büyütülerek bugünlere ulaştırılmıştır.
Son onbeş yıllık yerel yönetimler ve yedi yıllık iktidar partisi tarafından uygulanan etnik ve dinî politikalar sonucunda halk bölünmüş, neredeyse birbirine düşman bir toplum yaratılmıştır. Etnik düşmanlık tohumlarının ekilmesinde kendilerinin Kürt kökenli vatandaşların haklarını temsil etmek için meclise geldiklerini söyleyen Demokratik Toplum Partisi (DTP) mensuplarının kışkırtıcı eylem ve söylemlerinin de büyük payı vardır. DTP mensuplarının özellikle de vekillerin her söyleminden sonra bir eylem doğmuş, halka, polise, kamu mallarına saldırılmış, günahsız insanlar Molotof kokteyli atılarak yakılmıştır. DTP'li vekilin "taban dağa çıkmamızı istiyor” sözlerinin hemen akabinde ise Tokat'ın Reşadiye ilçesinde 7 asker şehit edilmiştir.
Yaşananlara baktığımız zaman DTP'li başkanı Ahmet Türk'ün her fırsatta seslendirdiği " barış” kelimesinin ise inandırıcılığı kalmamaktadır. Düşünmek gerekirse ortada bir savaş mı var ki barış konuşulsun? İşte tam da burada şehit babasının sorusu hayatî bir öneme sahiptir:
Bu savaş niye yapılıyor?
Bu durumda ne AK Parti'nin, ne sözde açılımın, ne muhalefet partilerinin ne de DTP' nin bu ülkeye ve millete bir faydasının olmayacağı görülmektedir. Hele de bir etnik kesimi temsil ettiğini söyleyen DTP' nin aldıkları 1,5 milyon oya güvenerek 72 milyona dayatmak istedikleri taleplerinin yerine getirilmesinin mümkün olmadığını birilerinin bu partiye anlatması gerekir. Zira DTP=PKK=İmralı üçlüsünün bu ülkeye felaket getirdiği ortadadır. Samimi değiller ve tek amaçları ülkenin doğusunda özerk bir Kürdistan oluşturup daha sonra da bir referandum (halk oylaması) ile K.Irak'ta ABD eliyle oluşturulan Kürdistan ile birleşmek ve Büyük Kürdistan Devleti'ni yaratmaktır. Oysaki tarihin hiçbir döneminde bir Kürt Devleti kurulmamıştır. Bunu biz değil tarihçiler söylüyor.
Çocukların eline taş ve Molotof kokteyli vererek, halkı birbirine düşman ederek siyaset yapılamaz...
Bu ülkede bir Kürt sorunu yaratılmıştır. Bunun da nedenleri yukarıda belirtilmiştir. Çözümü ise sağlam bir ekonomi ve kaliteli bir eğitimden geçmektedir. Bölgeler arasında oluşturulacak sosyal ve ekonomik eşitlik bu sorunları kökünden çözecektir.
Burada iktidara düşen içeriğinin ne olduğu bir türlü anlaşılamayan açılımlarla milleti oyalamak değil, kalıcı politikalar üretmektir. Bir yerin isminin değişmesi, orada yaşayan halkın karnını doyurmaz. Dışarıdan alınan talimatlarla ve hoca efendilerden alınan icazetlerle bir ülke yönetilemez. Tüm ülkeyi kucaklayıcı politikalar üretmenin zamanı gelmiştir. Dışa bağımlı teslimiyetçi politikalardan derhal vazgeçilmelidir. Burada bir yara olduğu gerçektir ve kanamaya devam etmektedir.
Burada Muhalefet Partileri ne'de seslenmek istiyoruz. Recep Tayyip Erdoğan'ın Başbakan olmasını sağlayan CHP ve Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı olmasını sağlayan MHP uzaktan bağırıp çağırarak, ip atarak, kara çarşafa rozet takarak bu ülkeye faydaları olmayacağını bilmelidirler. DTP de mevcut kışkırtıcı politikalarından ve İmralı'daki, dünyanın kabul ettiği bir suçluyu savunmaktan vazgeçmelidir. Tüm Türkiye'nin partisi olma yoluna girmeleri uzun soluklu siyaset yapabilmelerinin olmazsa olmazıdır. Meclisteki tüm partilerin bir araya gelerek diyalog yoluyla ülke sorunlarına çözüm bulmak için kolları sıvamalarının zamanı geçmeye başlamıştır. Yaklaşmakta olan seçimler için oy avcılığı yapmaktan vazgeçmeliler. Ülke elden gidiyor, evlatlar kara toprağa giriyor, çocuklar hapishanelerle tanışıyor. Gün bağırıp, çağırıp, hakaret etmek, suçlamak günü değildir. Gün birleşmek günüdür. İktidar ve muhalefet partilerinin birbirlerine neredeyse kurşun attıkları bir ülke de huzur ve istikrardan bahsedilemez. Kavgalı bir meclisin kavgacı vekillerinden de hiçbir hayır gelmez!
Mustafa Kemal Atatürk, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Cumhuriyeti yıpratmaktan vazgeçin! Ülkenin bölünmez bütünlüğüne zarar vermeye çalışmak, Anayasa'nın değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddelerini kurcalamaktan uzak durun. Basın ve yargı bağımsızlığını sağlayın!
Yoksa bir gün gelir " bu savaş ne için yapılıyor? " sorusunun cevabını 72 milyona vermek zorunda kalırsınız! |
| Yorumlar |
|
Henüz yorum yapılmamış.
|
| Yorum Yap |
|
Yorum Yapmak İçin Üye Olunuz.
|
| Oylama |
|
Sadece üyeler oylayabilir.
Lütfen Üye olun ya da Üye girişi yapın.
Henüz bir oylama yapılmamış.
|
 Güvenlik Sistemi Aktif..
|
|
Mesaj göndermeniz için üye olmanız gerekmektedir.
|
Sitenize Ağaşıdaki Kodları Yerleştirerek Bize Destek olabilirsiniz.

|
|